• ...tüm insanlar, tüm bitkiler, tüm hayvanlar birleşerek, gelişerek, aynı yollarla birbirlerini yok ederek hiç bir zaman gerçek bir ölüme gitmez, yalnızca şekil değiştirirler, hepsi de büyüyerek, birbirlerini yok ederek, kaygusuzca döllenerek şimdi şu şekilde , bir saniye sonra başka şekilde görünürler, bunlar, varlığın istediği ya da  yapabileceği davranışlarla günde binlerce kez şekil değiştirebilirler, doğanın tek bir yasası da bundan etkilenmez.
  • Eser iki hikaye şeklinde anlatılıyor. Farklı zamanlarda yaşanan aşk konuları anlatan bir eser. Sade bir dili var. Eser kısa ve çabuk bitiyor. Roman sadece bir başlangıç . “Bıraktığın Kadın” isimli romanın girişi kitabı denebilir. Bu kitabı okuduğunuzda “Bıraktığın Kadın” isimli romanı da okumanız gerekir. Roman için çok büyük beklentiye girmemek gerekir. İyi okumalar.
  • Bektaşilik, Meslevilik, Masonluk ve Alevilik arasında düşünce ve inanç bakımından birtakım benzerliklerin bulunduğu kesindir. Ortak yönlerine gelince, temel düşünce insan sevgisidir.
    Alevilik, soydan gelir, Bektaşilik sonradan olunur.

    BEKTAŞİLİK
    Bektaşilik, 13. yüzyılda Hacı Bektaş Veli'nin kurduğu, daha çok ortamsal (dünyevi) düşünceyi önde tutan, insanların özdeş inanç çevresinde birleşerek kardeşlik, mutluluk, eşitlik ve özgürlük havası içinde yaşamalarını amaçlayan, karşılıklı sevgi ve saygıya dayanan bir birlikteliğe önem veren etkili bir tarikattır.
    Hacı Bektaş Veli, Ahmet Yesevi' nin vefatından sonra onun dergahında hizmet verir ve halifeliğe getirilir. Mekke ve Medine ' ye gider , hacı olur. Eşitliği, özgürlüğü savunan şii-batıni Türkmenler, Selçuklu saltanatına saldırmış ve yakalanan Baba İshak öldürülmüştür. Babıalilerin yenilgisi üzerine bir süre ortalardan yok olan Hacı Bektaş, daha sonra tekkesini kurup Babıaleri toplayıp Bektaşiliği kurdu. Bektaşilik bir tarikattır. Bektaşilik teslis felsefesinden esinlenmiştir. Allah- Hz Muhammed- Hz Ali. Bektaşilere göre beden bir kafes ruhda içindeki kuş gibi olduğundan, Bektaşi yaşadığı güne önem verir ölümden korkmaz. Ölüm onun için yok olmak değil başka bir yere taşınmaktır. Bektaşi inancında,Allah'a, HZ Muhammed' e , Hz Ali' ye inanmayanlar,dünya malına kul olanlar ve insanlara kötülük edenlerin ruhları, öldüklerinde yeni doğan hayvanlara girip cehennemde azap çekerler.
    Bektaşilerin bir kısmı ramazanda oruç tutar, Muharrem ayında da on günlük oruçları vardır. Hac'ca da giderler ama gönül alınması Hac' ca gitmekten daha iyidir. Bektaşilerde eve gelen misafiri "Konuk Ali kabul edip, içtenlikle karşıladıklarından kadınlarda tesettür yoktur. Bazı hayvanları kutsal bazılarını da uğursuz sayarlar. Örn. tavşan uğursuz sayılır, yenmez. Dinsel inaçlarına göre sayıları da değerlendirmişlerdir. Örneğin bir Tanrıdır , tektir ve birliğin simgesidir.
    Bektaşiliğe giriş( nasip almak) bir törenle olur. (Hacı Bektaşi zamanında bu tören yoktu.) Nasip alma, yeniden doğuş anasız babasız ikinci doğuş olarak kabul edilir. Bektaşilerde, muhib, derviş, baba,mücerrer ve halife olmak üzere beş aşama vardır.Tarikata girmek isteyenlere ise "talip" denir. Bektaşilikte kadına değer verilir, saygı gösterilir kadın- erkek eşittir. Kadınlar da erkekler gibi nasip alır ancak babalık aşamasına yükseltilmez.
    MEVLEVİLİK
    Mevlana Celaleddin Rumi, Karaman' dan gelerek Konya' ya yerleşir. Konya' da bir derviş olna Tebrizli Şems ile tanışır. İkisinin günlerce ilahi sohbetlerde bulunup, Mevlana' nın Konya halkını fetvelardan mahrum bırakması üzerine halk Şems' i suçlar ve onu ortadan kaldırır. Mevlana' nın ölümünden sora da gömüldüğü yere türbe yapılır ve mesneviliğin merkezi olur. Mesnevilik, bir sünni tarikatı olarak yayılınca başka illerde ve komşu islam ülkelerinde de tekkeler ve mevlevihaneler açıldı. Mevlana, insanı Allah' ın en büyük yapıtı ve bir parçası olarar kabul eder. Mevlana' nın felsefesi Tanrısal aşktır, bu da gönül ve aşk yoluyla olur.
    Mevlevilik, Mevlana Celaleddin-i Rumi' nin oğlu Sultan Veled' in 13.yüzyılda Anadoluda kurduğu aşk, musiki, sema ve zikr'e dayanan, sürekli devinim ve gelişme yanlısı, yaradılmışların en yücesi olan insanı Tanrı' dan bir parça olarak kabul eden, gerçek bilgiyi geçerli sayan, insancıl ve hoşgörülü olmayı öğütleyen, doğruluğa, iyiliğe, kardeşliğe önem veren bir tarikattır. Bilim, Tanrıyı bilmek için seçilen bir yoldur. Bilginlik ise, insanın özünde bulunan bir yetenek, bir ustalıktır. Dinlere gelince, amaçları bakımından "bir" ve "özdeş" tirler.Kur'an, Tanrı sözüdür. Bu nedenle Musa, İsa ve öbür peygamberler zamanında da Kur' an vardır. Mevlana ölümü, sevgiliye( Tanrıya) kavuşma ve bir düğün gecesi olarak görür. Mevlana inanç ve düşünce özgürlüğünü savunmuştur.
    Mevlevilerde dedeler, canlar ve muhibler olmak üzere üç aşama vardır.
    Müslümanlıkta "Ruhbaniyet" yoktur; Allah' la kul arasına aracı konulmamıştır. Ancak dinlerin doğurduğu ortamda yönünü bulamayanların değer verdikleri kişilere duydukları güven pir lerin şeyhler' in doğmasına neden olmuştur. Mesleviliği, Mevlana değil ona inananlar ve oğlu kurmuştur. Mevlana Allah korkusu yerine Allah aşkını önde tutmuştur. Mevlana, hiçbir dini küçümsemez, hangi dinden olursa olsun Allah' a yönelen kişi " Hak yoluna " girmiş demekti.Mevlivilere göre kabeyi binlerce kez tavaf etmektense bir kalbi mutlu etmek daha iyidir. Mevleviler kadına saygı gösterip aralarına kabul eder. Mevlana kadının gizlenmesini doğru bulmamıştı.
    MASONLUK
    Masonluk, her sorunu akılcı yollarla, özgürce ve iyilikle çözümlemeyi öngören, insanlar arsında gerçek anlamda evrensen bir birlik ve kardeşlik sağlamaya çalışan, bilgisizliği, bağnazlığı ve tutkuyu yeren, sürekli iyiyi, doruyu, güzeli ,ve gerçeği araştıran bir oluşumdur.
    Hz. Süleyman’ın Mabedi' nin yapı işlerini üstlenen Hiram, Masonluğun en saygılı ve etkili bir kişisi ve efsanevi kahramanı olarak bilinir. Hiram, mabed yapımında çırak, kalfa, usta gibi aşamalar koymuştur. Bu dereceler Masonlukta ilk 15 derecenin kaynağı ve simgesel dayanağı olmuştur.( Masonlukta 33 derece vardır.) Hiram haketmedikleri halde usta ücreti almak isteyen, üç kalfa tarafından öldürülen Hiram'ı, tapınakta büyük bir törenle gömdüler. Törendeki ustalar, ellerinin şeflerinin kanına bulaşmadığını göstermek için beyaz deriden önlükler takıp beyaz deriden eldiven giydiler Bu yüzden masonlar törenlerinde beyaz eldivenleri giymektedirler.
    Daha sonraları Masonların bir kısmı çeşitli yabancı ülkelere göçerek sanatlarını öğretmeye koyuldular ve topluluklar kurdular. Mason örgütüne herkes kabul edilmez bazı nitelikler aranır ve bazı deneylerden geçtikten sonra örgüte alınırlardı. Ayrıca, ahlaksal olarak da bazı kurallara (inançlı, dürüst, Nuh ' un ilkelerine uymalı, locaya uymalı vb) uymak zorundaydılar.Bu ilkeler, bugünkü Masonluğun temelini oluşturmaktadırlar.
    Masonlarda Masonluk, bir din veya tarikat olmadığı gibi, bir dinsizler topluluğu da değildir.Masonlara göre, Masonluğun ilk koşulu sevgidir.Sevgi aileden başlayarak en yakınları, yakın çevrede oturanları, yurttaşları ve tüm insanları kapsar. Masonlara göre ; kadınla erkek birbirini bütünlediğinden kocası, kardeşi ya da babası Mason olan kadın da Masonluğa girmiş demektir.
  • Hayat pamuk şeker renginde değilmiş anne.
    Çok zor meslekmiş insan olmak. Yaşayabilmek, boynuna geçirilen binlerce halatın düğümleri çözülür umuduyla....
    Büyüdükçe küçülüyormuş etrafındakiler.
    Büyüdükçe çirkinleşiyormuş insanlar, yalanlar yorgan oluyormuş ihanetlere.
    Parçalanıyormuş güven dedikleri.
    Hayat masal değilmiş anne.
    Ve kırmızı başlıklı kız, kurtulmazmış gerçekte hiçbir kurdun elinden....
  • "Asıl konu bu değil Milena, bana göre sen bir kadın değilsin, sen küçük bir kızsın, senin içinde küçük bir kızdan başka bir şey yok ve senin gibi küçük bir kızın elini kirli, titreyen, pençe gibi, berbat, güvenilmez ve soğuk elimle hiç tutamam."
    Franz Kafka
    Sayfa 72 - fark yayınları
  • "Her yere yetişilir
    Hiçbir şeye geç kalınmaz ama
    Çocuğum beni bağışla
    Ahmet Abi sen de bağışla

    Boynu bükük duruyorsam eğer
    İçimden öyle geldiği için değil
    Ama hiç değil
    Ah güzel Ahmet abim benim
    İnsan yaşadığı yere benzer
    O yerin suyuna, o yerin toprağına benzer
    Suyunda yüzen balığa
    Toprağını iten çiçeğe
    Dağlarının, tepelerinin dumanlı eğimine
    Konyanın beyaz
    Antebin kırmızı düzlüğüne benzer
    Göğüne benzer ki gözyaşları mavidir
    Denize benzer ki dalgalıdır bakışları
    Evlerine, sokaklarına, köşebaşlarına
    Öylesine benzer ki

    Ve avlularına
    (Bir kuyu halkasıyla sıkıştırılmıştır kalbi)
    Ve sözlerine
    (Yani bir cep aynası alım-satımına belki)
    Ve bir gün birinin adres sormasına benzer
    Sorarken sorarken üzünçlü bir görüntüsüne
    Camcının cam kesmesine, dülgerin rende tutmasına
    Öyle bir cıgara yakımına, birinin gazoz açmasına
    Minibüslerine, gecekondularına
    Hasretine, yalanına benzer
    Anısı işsizliktir
    Acısı bilincidir
    Bıçağı gözyaşlarıdır kurumakta olan
    Gülemiyorsun ya, gülmek
    Bir halk gülüyorsa gülmektir
    Ne kadar benziyoruz Türkiye'ye Ahmet Abi.

    Bir güzel kadeh tutuşun vardı eskiden
    Dirseğin iskemleye dayalı
    -- Bir vakitler gökyüzüne dayalı, derdim ben --
    Cıgara paketinde yazılar resimler
    Resimler: cezaevleri
    Resimler: özlem
    Resimler: eskidenberi
    Ve bir kaşın yukarı kalkık
    Sevmen acele
    Dostluğun çabuk
    Bakıyorum da simdi
    O kadeh bir küfür gibi duruyor elinde.

    Ve zaman dediğimiz nedir ki Ahmet Abi
    Biz eskiden seninle
    İstasyonları dolaşırdık bir bir
    O zamanlar Malatya kokardı istasyonlar
    Nazilli kokardı
    Ve yağmurdan ıslandıkça Edirne postası
    Kıl gibi ince İstanbul yağmurunun altında
    Esmer bir kadın sevmiş gibi olurdun sen
    Kadının ütülü patiskalardan bir teni
    Upuzun boynu
    Kirpikleri

    Ve sana Ahmet Abi
    uzaktan uzaktan domates peynir keserdi sanki
    Sofranı kurardı
    Elini bir suya koyar gibi kalbinden akana koyardı
    Cezaevlerine düşsen cıgaranı getirirdi
    Çocuklar doğururdu
    Ve o çocukların dünyayı düzeltecek ellerini işlerdi bir dantel gibi

    O çocuklar büyüyecek
    O çocuklar büyüyecek
    O çocuklar...

    Bilmezlikten gelme Ahmet Abi
    Umudu dürt
    Umutsuzluğu yatıştır
    Diyeceğim şu ki
    Yok olan bir şeylere benzerdi o zaman trenler
    Oysa o kadar kullanışlı ki şimdi
    Hayalsiz yaşıyoruz nerdeyse
    Çocuklar, kadınlar, erkekler
    Trenler tıklım tıklım
    Trenler cepheye giden trenler gibi
    İşçiler
    Almanya yolcusu işçiler
    Kadınlar
    Kimi yolcu, kimi gurbet bekçisi
    Ellerinde bavullar, fileler
    Kolonyalar, su şişeleri, paketler
    Onlar ki, hepsi
    Bir tutsak ağaç gibi yanlış yerlere büyüyenler
    Ah güzel Ahmet Abim benim
    Gördün mü bak
    Dağılmış pazar yerlerine benziyor şimdi istasyonlar
    Ve dağılmış pazar yerlerine memleket
    Gelmiyor içimden hüzünlenmek bile
    Gelse de
    Öyle sürekli değil
    Bir caz müziği gibi gelip geçiyor hüzün
    O kadar çabuk
    O kadar kısa
    İşte o kadar.

    Ahmet Abi, güzelim, bir mendil niye kanar
    Diş değil, tırnak değil, bir mendil niye kanar
    Mendilimde kan sesleri."

    Benim gibi Ahmet abinin kim olduğunu merak edenler için linki şuraya bırakıyorum:
    https://eksisozluk.com/ahmet-gayretli--4738969
    Edip Cansever
    Sayfa 49 - Benim gibi Ahmet abinin kim olduğunu merak edenler için linki şuraya bırakıyorum: https://eksisozluk.com/ahmet-gayretli--4738969
  • Roman ,birbirini severek evlenen, hayata bakış tarzları, kişilikleri farklı olan iki gencin anlaşamayarak ayrılmalarını ele alır
    Roman, üniversite öğrencisi olan Nihat ile Ömer’in vapurda giderlerken Ömer’in öndeki yerlerde oturun güzel bir genç kızı fark etmesiyle başlar. Vapur iskelede durduktan sonra Ömer kızı kaybetmemek için arkasından ilerlemeye başlar. Ömer tam kıza sesleneceği sırada yanında orta yaşlı bir bayanın olduğunu görür ve bu bayan Ömer’e seslenir. Kadın Ömer’lerin uzaktan akrabası olan Emine teyzedir. Emine teyze kızın adının Macide ve Balıkesir’deki bir akrabasının kızı olduğunu, musikiye duyduğu ilgiden dolayı buraya konservatuar okumaya getirdiğini söyler.

    Macide Balıkesir’de okurken musikiye olan yeteneği ve ilgisi hocaları tarafından fark edilir. Bu sırada okula yeni gelen genç öğretmen Bedri Bey ile aralarında bir şey olduğuna dair dedikodu çıkar. Bu dedikodu onların arasında bir anda duygusal bir bağ kurar. Fakat Bedri öğretmen sene sonunda okuldan ayrılmak durumunda kalır ve İstanbul’a taşınır.

    Ömer bir akşam Emine teyzesinin evine gider , herkesin morali bozuktur. Macide’nin babası vefat etmiş ve ev halkı bunu Macide’ye söylemiştir. Macide o akşam odasından hiç çıkmaz. Ömer’de kendi için hazırlanan odaya gider ve uykuya dalar. Ertesi gün Macide ve Ömer aynı zamanlarda kalkar evde başka kimse uyanık olmayınca birlikte kahvaltı yaparlar sonra Ömer Macide’yi okuluna bırakır akşamda gelip alacağını söyler. 

    Ömer akşam Macide’yi alır yürüyerek giderlerken Ömer hislerini Macide’ye açıklar. Macide’de aynı şekilde karşılık verir. O günden sonra her gün birlikte gezmeye başlarlar. Macide’nin babasının vefatıyla parada kesilince Macide’den rahatsız olmaya başlarlar ve bir akşam Macide’yi azarlarlar. Buna çok üzülen Macide o gece tüm bavulunu toplar ve evden çıkar fakat nereye gideceğini bilemez. Kötü bir şey olacağını hisseden Ömer ise Macide’nin evinin önünden gitmemiştir. Macide’yi alarak kendi evine giderler. O geceden sonra karı koca olarak yaşarlar fakat geçim sıkıntısı kısa zamanda baş gösterir.

    Ertesi sabah postanedeki işine gider öğlen de Hafız efendi ile yemeğe çıkar Hafız efendi bir sıkıntısını Ömer’e anlatır . Kayınbiraderi hapse girer kefaret için kasadan iki yüz elli lirayı alıp kayınbiraderine verdiğini söyler. Tahliye edildiğinde parayı alıp tekrar yerine koyacağını söyler fakat mahkeme bir türlü olmaz. Rahatlamak için de Ömer’e anlatır.
    ....

    Balıkesir’den başlayıp İstanbul’da son bulan bir aşk macerası anlatılır. Bu serüvenlerde üç temel şahıs vardır: Macide, Ömer ve Bedri. Macide ve Ömer birbirlerini iyice tanımadan evlenirler. Oysa ikisi ayrı dünyaların insanlarıdır, kişililikleri birbirinin tam aksi yönünde olan insanlardır.

    Roman realist bir anlayışla yazılmıştır.
    Bu eser bir aşk romanıdır.

    Cumhuriyet kavramının henüz sindirilememişliği, hayata getirdiği yeniliklere adapte olamayan halkın uyum sağlama çabaları, toplumda meydana gelen aydın ve geri kalmış Anadolu ayrımı, romanda belirli karakterler üzerinden verilmeye çalışılmıştır. Sabahattin Ali, aydın kesim olarak nitelendirilen sınıfın temsilcisini Ömer karakteri üzerinden; Anadolu’nun bağrından gelen Macide isimli karakterle bir aşk döngüsünü geleneksellikle modernliği mukayese ederek anlatır.