Kitaba Türki cumhuriyetlere ilgim dolayısı ile başladım bir gün o coğrafyalara gidebilirsek bir seyahatname okumuş olayım fikri ile. Ama okuyunca gördüm ki Doğu Türkistan hakkında ne kadar az şey biliyoruz ve ne kadar da az üzülüyoruz. Kitaba başlamadan önce Taha Kılınç hocanın Erzurum’a geleceğini gördüm ve sırası geldi diyip kitaba başladım. Konferans bu anlamda çok güzel oldu bilgilerin oturması adına konusu Kudüs’ten Kaşgar’a idi. Yani iki coğrafyanın her açıdan benzerlikleri neydi. Ve gördüm ki gerçekten her anlamda çok benziyor bu iki öksüz coğrafya. Ama Doğu Türkistan’ı görünce Filistin için bir tık sevindim bile denilebilir. En azından dinlerini özgürce yaşayabilmişler diyor insan şehit olabiliyorlar Allah’ın yolunda İslam yolunda diyorsun insan buna bile şükreder mi öyle oluyor Doğu Türkistan’ı öğrenince. Filistin’in aksine Müslüman olduğuna dair hiç bir emare gösteremiyorsun namaz oruç kıyafet sakal asla yok. Sahura bile kalkamazsın ışığını gece vakti açamaz yemek yenecek saat dışında çatal kaşık sesi evde çıkaramazsın. Evine çinin atadığı bir bilir kişi (!) yerleştirilir ve onunla yaşamak zorunda kalırsın her anını. Allah’ım aklımı koru diyeceğim daha bir çok manzara. İnsan böyle ortamda imanımla öleyim bin kat iyidir diyor. Filistin gibi yerleşimciler yerleştiriyorlar içlerine camilerin sadece adı cami asla ibadete izin yok, çocuklar küçük yaşlarında islamdan uzaklaştırılıyor hiç tanıştırılmıyor ne kadar daha direnilebilir ki İslam adına büyükleri. Onlarda vefat ettiğinde İslamı savunacak anlatacak kimseler kalmayacak ve çin istediğini elde edecek. Taha hoca konferansında yine de ümitvarım diyerek sözlerini bitirdi, çünkü hala çarşıda pazarda dudaklarını kıpırdatarak dua edip tesbih çeken gençler varmış hamdolsun diyelim. Rabbim bu zulüm altında inim inim