Yetmişinden sonra ak sakallı bir adamın çocuk kandıran cicili bicili bir kıyafetle sokağa çıkması ve bu altın ve mücevher yükünü insanlığının şerefine bir delil sayması aklen fazlalığa mı, hafifliğe mi delalet edeceği işin erbabınca tereddüde yer bırakmaz. Yirminci asrın insanları, ilerleme uyanışlarıyla ne kadar övünseler de henüz medeniyetlerinin karnaval devrini geçirememiş oldukları görünüyor. Halktan birisi başına giydiği şeyin üzerine gerçek, yalancı çelenk gibi bir şey taksa sokakta bu hafifliğine gülmedik adam kalmaz. Ötekine gülünmez, çünkü o resmiyete sahiptir. Resmi şeylerin tuhaflığı ne dereceye varsa bunlardaki garabet üzerinde durmamak adet olmuştur.
Dün geçirdiğiniz ömür, bugünkü varlığınıza göre bir "hiç" değil midir? Hep böyle hiçliğe bağlı, günlerin birbiri ardına geçmesiyle birikmiş bütün bir ömrün toplamı da hiçten başka ne olabilir?
İlmin cehalete karşı galibiyeti kesindir, yücedir. Fakat zaferin sağlanmasının ne derece yavaş ve zor olduğuna dikkat buyurulmuyor mu? Binlerce sene evvel yaşamış alimler, filozoflar bulunduğunu isimleriyle tarih bize haber veriyor. Bunların fikirlerinin ışıkları asırlardan beri niçin bütün insanoğluna apaçık: bir doğru yol olamamış?