Vural Engince

Vural Engince
@vengince
Reklam
Bir kere sınırı aşma
Yunan bir filozof şöyle demişti: “bir kere sınırı aşan için artık sınır yoktur.”Yani her günah mübah, her ahlaksızlık makbul, her hırsızlık artık mümkündür. Yırtıcı Kuşlar Zamanı, Ahmet Ümit, 435
Sayfa 435·Kitabı okudu
Tadını çıkaralım hayatın.
Tadını çıkaralım hayatın. Neydi şu film, ye, iç, sev… Saçma sapan bir muhabbetti ama karşılık vermesem ayıp olacaktı.. ‘İç’ yok ama “dua et” var yani keyfine bak, yanlışı görme, sesini çıkarma, kimseyi umursama, sanane, bırak devran dönsün, sonra vicdan azabı duymamak için de işi Tanrı’ya yükle. Çünkü iyi de kötü de ondan gelir. Kul zaten kusurludur. Bir yanlış yaptıysak da mutlaka bir sebebi vardır. Bu dünyada olmasa da öteki dünyada hak yerini bulur. Yırtıcı Kuşlar Zamanı, Ahmet Ümit, 415
Sayfa 415·Kitabı okudu
Kalabalığın ortasında ilerlemeye çalışırken sordum. Ne kadar yoğun, hep böyle miydi burası? Şöyle bir göz attı etrafa. Aslında hiçbir zaman tenha olmamıştır hastanemiz. Ama son beş yıldır inanılmaz bir artış var. İnsanlar çok mutsuz nevzat bey. Bana çevirdi bakışlarını. Ülkeyi bu kadar mutsuz görmemiştim mutsuz ve gergin. Kibrit çaksanız alev alacak gibi herkes hayat şartları çok ağırlaştı. Yoksulluk çok arttı. zenginler daha da zenginleşti ve sayıları azaldı; fakirler daha da fakirleştiği ve sayıları hiç olmadığı kadar arttı. Bir atasözümüz var, elle gelen düğün bayram diye. Ama küçük bir azınlık lüks içinde yaşarken, büyük çoğunluğun yokluk çekmesi toplumsal psikolojiyi bozuyordu. İntiharlar bunun için arttı, uyuşturucu kullanımı hat safaya ulaştı. İnsanlar çaresiz, insanlar perişan, insanlar umutsuz. Nasıl korusunlar bu şartlarda ruh sağlıklarını? Bunlar çok iyi bildiğimiz şeyler zaten… Benden daha çok iç içesiniz halkta… Yırtıcı Kuşlar Zamanı, Ahmet Ümit, 231
Sayfa 231·Kitabı okudu
Tümüyle haklıydı, belki eskiden de berbat bir yerdi dünya, belki eskiden de bu kadar bencil, bu kadar acımasız, bu kadar aptal, bu kadar cahildi insanlar ama bu kadar cüretkar değillerdi. İnanmasalar bile bilgiye kıymet veriyorlardı, vicdanlı olmanın öneminden bahsediyorlardı, merhametli olmak gerekir diyorlardı. Haklı olmanın, adil olmanın, fedakar olmanın bir anlamı, bir değeri vardı. Oysa şimdi insanlık barbarlık dönemine geri dönmüştü. En kıymetli şey güçtü, güce sahip olmaktı. İster zenginlikle, ister siyasetle, ister dinle, ister futbolla, ister çalarak, ister uyuşturucu satarak, isterse öldürerek elde edilmiş olsun hiç fark etmez, güce sahipsen bütün kapılar sana açılıyordu. Üstelik kimsede bu saltanatı, bu kudreti, bu zenginliği nasıl elde ettin diye sormuyordu. Çünkü gücün pazarlayıcısı cehalet olmuştu, onu kıymetli hale getiren ise ahlaksızlıktı. Cehalet bütün kötülüklerin temeliydi. Ahlaksızlık, hırsızlık, yolsuzluk, zalimlik aklınıza ne gelirse cehaletin üzerinden yükseliyordu. Eskiden cahillik utanılacak bir şeyken, şimdi halkın otantik bir kimliğiymiş gibi sunuluyordu. Bilgili olmak adeta bir suça dönüştürülmüştür, cahillik ise artık milli Kimliğimiz olarak alkışlanıyordu. Bu da hayatı öldürüyordu işte yaşamanın manasını elimizden alıyordu. Toplumun, ailenin, arkadaşlığın, aşkın, sevginin, hepsinin içine boşaltıyordu. Alıştığımız dünya, alıştığımız ülke, alıştığımız İstanbul, alıştığımız hayat kayıp gidiyordu avuçlarımızın arasında. İşin kötüsü herkes, hepimiz şikayetçi olmamıza rağmen elimizden bir şey gelmiyordu. Yırtıcı Kuşlar Zamanı, Ahmet Ümit, 186
Sayfa 186·Kitabı okudu
Reklam