rylan

rylan
@veritasyy
just an archive
Kokusu buram buram tüten Limanda simit satan çocuklar Martıların telaşı bambaşka İşçiler gözler yolunu İnebilseydin o vapurdan Ayağında Varna’nın tozu Yüreğinde ince bir sızı. Mavi gözlerinde yanıp tutuşan Hasretle kucaklayabilseydim Seninle, bir daha Davullar çalsa, zurnalar söyleseydi Bağrımıza bassaydık seni Nâzım Yapardım mutluluğun resmini. Başında delikanlı şapkan, Kolların sıvalı, kavgaya hazır Bahriyeli adımlarla düşüp yola Gidebilseydik Meserret Kahvesi’ne İlk karşılaştığımız yere Ve bir acı kahvemi içseydin. Anlatsaydık o günlerden, geçmişten, gelecekten Ne günler biterdi, ne geceler... Dinerdi tüm acılar seninle Bir düş olurdu ayrılığımız, anılarda kalan Ve dolaşsaydık Türkiye’yi bir baştan bir başa. Yattığımız yerler müze olmuş Sürgün şehirler cennet. İşte o zaman Nâzım Yapardım mutluluğun resmini Buna da ne tuval yeterdi Ne boya...”

rylan

@veritasyy
·
Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin? İşin kolayına kaçmadan ama Gül yanaklı bebesini emziren melek yüzlü anneciğin resmini değil Ne de ak örtüde elmaların Ne de akvaryumda su kabarcıklarının arasında dolanan kırmızı balığınkini Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin – Nâzım Hikmet
Reklam
Çocukken evdekilere hisli mektuplar yazıp kapı altlarından atardım. Sonra büyüyünce bu tip soytarılıklar yapmak komik kaçmaya başladı. Ben de o zaman şiir yazmaya başladım. Bu yüzden, şiir sanırım bende hep bir çocukluk alışkanlığı olarak kaldı—bir tür muziplik olarak... Kibritle oynayan bir çocuğun muzipliğini hissettim hep şiir yazarken. Ve genelde de yangın çıktı. Birileri hep kaçmamı söyledi. Yanan yeri bırakıp kaçmamı söyledi ama ben hep o yanan yeri grapon kâğıtlarıyla süslemeye çalıştım.
Alıntı