Atlar doğar doğmaz ayağa kalkarlar ancak insanlar en az 1 sene emeklerler, neden? İnsan oğlu homo erektusa dönüştüğünde ayağa kalkar, doğum kanalına baskı yapar, işte bu sebeple tüm insan bebekleri erken doğar, yani prematüredir.
Beni sevmesi için hile yapmıştım, zamanda geriye gitmiştim, defalarca, defalarca... Ancak bir yandan da vicdan azabı içimi kemiriyordu, zamanı manipüle edebiliyor olmasaydım beni yine de sever miydi?
Paralel evrende aynı yaratılış koduna sahip bir kişinin erkek ve kadın versiyonunun birbirine aşık olması kendisine aşık olması mıdır? Aynı yaratılış koduna sahip olmak aynı ruha sahip olmak anlamına mı gelir? Biz yaratılanı mı severiz yoksa ruhunu mu?
Eğer bir tanrı varsa ve bizi belli kriterlerle yarattıysa bu bizi yapay yapmaz mı? İnsana göre yapay zeka ve robotlar yapaysa, tanrıya göre de insanlar yapay olmalı.
Tanrıların Arabaları’nı okurken ilk hissettiğim şey merak oldu, ikinci hissettiğim ise ciddi bir şüphe. Von Däniken’in anlattıkları çok heyecanlı; piramitler, antik yapılar, eski metinler… Hepsini uzaylılar ve kadim ziyaretçiler fikri etrafında birleştiriyor. Okuması akıcı, insanı sürüklüyor.
Ama bir noktadan sonra şunu fark ettim: Kitap, sorular soruyor gibi görünse de cevapları baştan vermiş. Yani kanıttan çok varsayım üzerinden ilerliyor. “Başka nasıl açıklanabilir ki?” yaklaşımı, bilimsel meraktan çok hayal gücüne yaslanıyor.
Okurken eğlendim, zihnimi kurcaladı ama ikna olmadım. Daha çok iyi kurgulanmış bir fikir oyunu gibi geldi. Merak uyandıran ama temkinli okunması gereken bir kitap.