Bahsedilmeye değer bir başka konu da sabah atılan o ilk adımların yarattığı tuhaf etkidir. Haritaya bakmış, yola karar vermiş, vedalaşmış,çantalarınızı toplamış, izleyeceğiniz patikayı işaretlemiş, gideceğiniz yönü gözden geçirmişsinizdir. Sanki tereddütle, yola çıkmayı ertelemek için bu işlere verirsiniz kendinizi: Durur, yönü kontrol eder,bulunduğunuz noktada dönersiniz. Sonra yol önünüze açılıverir. Yola atılır,ritmi tutturursunuz. Başınızı kaldırınca yolda olduğunuzu görürsünüz, sırf yürümek,dışarıda kalmak için düşmüşsünüzdür yola. Olan biten budur, her şey bundan ibarettir,oradasınızdır. Dışarısı bizim bir diğer parçamızdır.
İnsanların kendilerinden yoksun oldukları için ayinler ya da eğlencelerle oyalanmalarına,hüzünlü suretlere bürünmelerine,benzerleri tarafından onaylanma ihtiyaçlarına duyulan merhamettir bu. Halbuki yukarılardan,bağımsız bir bakış açısıyla bakıldığında insanı neyin hasta ettiği anlaşılır: yerleşik ahlakın zehri.