Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adi ile.
1- Veyl o insanları çekiştirip kaş göz işaretleriyle alay edenlerin bütününe 
2- Ve bir mal toplayıp hep onu sayana!
3- Malının, kendisini ebedi yaşatacağını sanır.  4- Hayır, andolsun ki, o Hutame'ye (cehenneme) atılacaktır! 
5- Bildin mi Hutame nedir?
6- Allah'ın, tutuşturulmuş ateşidir
7- Ki, gönüllerin ta üstüne çıkar!
8- O (ateş), onların üstüne kapatılacaktır mutlaka,
9- Uzatılmış sütunlar içinde olarak.

Hümeze Suresi

Z E Y N E P, bir alıntı ekledi.
11 May 15:36 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Şer'an koca, karıya küfüv olmalı, yani, birbirine münasip olmalı. Bu küfüv ve denk olmak, en mühimi, diyanet noktasındadır.

Ne mutlu o kocaya ki, kadınının diyanetine bakıp taklit eder; refikasını hayat-ı ebediyede kaybetmemek için mütedeyyin olur.

Bahtiyardır o kadın ki, kocasının diyanetine bakıp "Ebedî arkadaşımı kaybetmeyeyim" diye takvâya girer.

Veyl o erkeğe ki, saliha kadınını ebedî kaybettirecek olan sefahete girer.

Ne bedbahttır o kadın ki, müttakî kocasını taklit etmez, o mübarek ebedî arkadaşını kaybeder.

Binler veyl o iki bedbaht zevc ve zevceye ki, birbirinin fıskını ve sefahetini taklit ediyorlar, birbirine ateşe atılmasında yardım ediyorlar.

Hanımlar Rehberi, Bediüzzaman Said Nursî (Sayfa 72)Hanımlar Rehberi, Bediüzzaman Said Nursî (Sayfa 72)

MERHABA YÂR!
Melekler adedince, kâinat dolusu Merhaba Yâr!
Merhaba ey kalbimizde tek intizar!
Hoş geldin ezel ikliminden..
Şerefe boğdun, mest eyledin fani yuvamızı. Faniler adedince, zerreler adedince Merhaba Yâr! Merhaba ey kalbimizdeki yangına medar!
Herkesin var bir sevdası. Herkeste bir gönül yarası. Her kalbin derinliklerinde biri yatar. Her kalp kendini bir yâre bağlar. Vallahi Sensin bize tek Yâr. Bunca kırık, bunca yıkık, bunca harap kalbimiz var. Bırakalım Sana meftun kalbimiz böyle viran mı kalsın? Şefkat dolu dokunuşunla bizi onarmaz mısın?
Merhaba ey dupduru gönüllere Yâr!
Ne varsa Sende var. Seni var edene sonsuz hamd-u senalar. Kalbimiz zikrinle çarpar.
Merhaba ey kalbimize nur olan Yâr!
Gelişinle yeryüzü pırıl pırıl, gökyüzü ışıl ışıl, haneler cıvıl cıvıl.. Zulüm saraylarında vaveyla koptu; kâhinlerin, ruhunu biçti cinnet… Bu gelen put kıran Muhammed . İbrahim’in oğlu, on sekiz bin âleme rahmet…
Rahmet sonsuzluğunca Merhaba Yâr! Yaralı yüreklerimizde hep ümit var. Nuruna hasret kaldı bütün kıtalar. Ellerinde güllerle bekleşir bak, dudakları ismine kanmış bütün çocuklar.
Hoş geldin ey yaratılmışlara Serdar…
Yaratılmışlar adedince Merhaba Yâr! Merhaba ey âleme iftihar! Kalbimizde hep yâdın var.
Sen var isen her şey var.. Sensiz kalp neye yarar. Merhaba ey cana can katan Yâr! Tertemiz ruhlar Seninle bahtiyar. Kalbimizde sevdan var.
Merhaba karanlık zamana güneş gibi doğan Yâr! Veyl olsun Sensiz geçen zamanlar.. Senin olmadığın yerde gurbet var. Merhaba çölleri gülşene çeviren Yâr!
Yükün altında büzülmüş, ezilmiş bir köle.. Siyah. Kâh ağlıyor, kâh inliyor. Sonra zulüm altında bir fakir.. Dışlanmış, tepelenmiş.. Hor ve hakir. Ötede toprağa gömülmüş minnacık bir çocuk… Kız. Hep birden ağlaşıyor, soruyorlar: ‘Nerde kaldı kurtarıcımız?’
Merhaba imdada yetişen Yâr!
Sen geldin cennet oldu dünyalar. Ve işte hayat dolu bir bahar. Seni gönderene bitimsiz şükranlar. Seni gönderenin salât ve selamıyla Merhaba Yâr! Sensizlik cehennemi kalbimizi yakar.
Bahtı karadır Seni kaybeden. Harap ve bitaptır ruh ve beden. Senin için geçilir candan ve her şeyden. Bana ne ağyardan, elden. Sensin ruhumu revan eden, beni Kıtmir-i zaman eden. Kalbimi şerha şerha aşkına Suzan eden.
Merhaba ey âşıklara kıble olan Yâr!
Sana kurban, Sana hayran Yusufların var! Adın anılınca Yâr; yanaklarında aşk kızıllığı yanar. Gözleri hep Seni arar, kalpleri hep Seni sorar, dilleri hep Seni anar. Ve mücahitlerin var, saf, saf dizilmiş; alınlarına Senin adın yazılmış.
Merhaba ey mücahitlere Yâr! Dünyalar dolusu derdimiz var. Bitmek bilmeyen hasretimiz var. Sensiz saraylar mezar. Sensiz cennet bile dar. Vuslatın umuduyla merhaba Yâr! Sana yangın, Sana ölgün kalbimiz var.
Sensiz Mekke öksüz kaldı, Medine yetim. Kudüs kan ağlıyor.. Bağdat kan ağlıyor.. Kabil kan ağlıyor.. Ve kan ağlıyor dört duvar arasında kalbim, Şam, Amman, Kahire… Sensiz kahır ve çile.. İstanbul, Konya, Amed… Meydanlarda güllerle bekliyor Seni ümmet.. Açe, Keşmir, İslamabad.. Ancak Seninle oluruz âbâd… Priştine, Saraybosna ve Mostar.. Her kıtada yetim ümmetin var. Gel ey mazlumlara Yâr! Sana tutkun kalbimiz var.
Merhaba ey Yetim Yâr!
Sensin yetimlere yâr. Sensiz her garip, her öksüz, her yetim ağlar. Bencileyin gariplerin senden başka kimi var? Merhaba ey kimsesizlere Yâr!
Sevdan bir usare ve biz içtik ondan kana kana; eriştik o eşsiz gülzare. Misk-u amber sünnetindir her derde çare. Sensiz insanlık avare; sönüp dökülür semada her sitare. Gel ey ışığıyla âlemi aydınlatan mehpare. Sensizlik gurbetinde yanan kalbimiz var, pare pare.
Merhaba ey derde derman Yâr!
Merhaba ey âleme sultan Yâr!
Merhaba ey Şah-ı devran Yâr!
Bir kalbimiz var.. Yalnız Sana giriftar. Rabbim ayırmasın Senden, sonsuza kadar…

Nurullah Gülsever 

Yağmur, bir alıntı ekledi.
 01 Nis 20:04

VEYL
" Ediz Çağıran içimde öyle büyük bir yer kaplamıştı ki yokluğu , düşenin dibine kırk yıl sonra ulaşabildiği , içinde kan ve yanıklar bulunan cehennem vadisi Veyl gibiydi.

Yabancı, Öznur Yıldırım (Sayfa 179)Yabancı, Öznur Yıldırım (Sayfa 179)
Yağmur, bir alıntı ekledi.
30 Mar 21:28 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Hayvanların konuşacağı gün var ya!Veyl ki veyl!

Nazan Bekiroğlu-Mimoza Sürgünü

Sufi Sözlük, Hikmet Anıl Öztekin (Sayfa 96)Sufi Sözlük, Hikmet Anıl Öztekin (Sayfa 96)
Farkhunda, bir alıntı ekledi.
28 Mar 20:45 · Kitabı okudu · İnceledi · 10/10 puan

Cahil bir kişiyi hiçbir zaman onurlandırmayın. Çünkü Onur, aptallara bahş olmaz (tanrı tarafından onlara verilmez). Aptal ve Cahil’i kim onurlandırırsa o kişi Tanrı’yı öfkelendirir. Bir aptala iyilik yapmak en büyük günahtır. Kötü bir “Kadın-Eş” kötü bir mülkiyettir. Veyl olsun (lanet olsun) böyle bir kadına âşık olup, onunla evlenen erkeğe.”
-Apollonius-

Yoksul Tanrı Tyanalı Apollonius, Aytunç AltındalYoksul Tanrı Tyanalı Apollonius, Aytunç Altındal

-Veyl-
Bir adam vardı,bir yatakta beraber uyuyorduk.
Üzerimize zaman örtülmüştü ama hâlâ ordaydık. Geçmişte bir yerlerde hâlâ vardık ve birlikte uyuyorduk. Kapı kırıldı..su içeri aktı..

Adam boğuldu
Kadın öldü..

İnşirah
Dokunsam çoğalır sızılarım
Ellerim kan revan
Ve bir deprem öncesi telaş içindeyim
Susmak istemiyorum
Viran olmuş zamanların sevdasıyla 
Haramiler uğradı bu şehre
Tadılmadık zulüm bırakılmadı
Ve yaşanmamış cehennem
Neredeydiniz siz efendiler

Sussam bir daha açılmaz dilim
Şair; ‘sussam dudaklarım kanar’ demişti 
Benden size, içimden-
En çok da kocaman bir ‘suss! ’ geçer
Biliyorum, susmak en büyük pusudur

Geceydi
Elif elif azalıyordu sızılarım
Başladığı yerden olmasa da
Bitecekti elbette leyl
Anladım
Aziz olmak
Kuyulardan, zindanlardan geçmektedir.

Yıllanmış yalanlar diyarında
Usandım aynı rüyalara uyanmaktan
En kutsal Kelam üstüne
Tâhâ ve Yâsin üstüne
Yemin olsun ki
Artık temize çekiyorum yollarımı

Kaç yüz yıl önce ekilmişti kirli tohumlar
Anladım, içimizden çürümüşüz
Veyl olsun Kör ve Sağır’a! ..
Sona bir mehdi türküsüyle uyanıvermek
Dumansız ateşleri susturmak adına
Ve altın kâsede sunulan kutsal şaraba
‘Yere ve onu döşeyene andolsun’

A’raftayım
Kalbimde kıpır kıpır inşirah huzmesi
Diriliyorum

Kendi yalnızlığımda yüzerken
Bir Muhyiddin diliyle irkilir kelimelerim; 
‘Taptıklarınız ayağımın altında’ diye
Şam’a giden kervanlara katılıp
Üçyüz yıl sonra gelen
Sultan Selim’i dinlemeliyim

Kapılar açık
Kapılar nurdan
Yol sonsuzluğun sahibine
Zaman felekten bir musiki
Vatan-ı aslî, birkaç adım ötedeymiş
Gözlerimi kapasam
Kim tutar kimsesizliğimin elinden
Bütün varların yokunda
Varı var eden, yoku yok eden Rahman’a
Ve nuruyla karanlığı delen yıldızlara, andolsun

Dinmeyi bekleyen sızılar taşıyorum
Manidar bir gece oluyor ağrılarım
Haram bakışların uzağında
Artık sonsuz huzur peşindeyim
Kimse yalnız değil biliyorum
Her şeye anlam katan ‘el’lerle
Sana sığınıyorum Rabbim
Şifa veren sensin
Nimet veren sen
Sen el-Kerim, sen er-Rahim
‘El’i kopmuş insan
Ve nisyan hamuruyla yoğrulan benim

Yediler hatrına Rabbim
Güneş’i sırtlayan Hira Nur hatrına
‘Mim’ aşkına Rabbim
En ince yerimizden kopmadan
Nefes nefes inşirah ver yüreklerimize

Avareyim
Yıkık bir şehrin gözyaşları arasında
Solmuş, belki siyah-beyaz
Belki görülmemiş bir rüya
Ve bir resim gibiyim
Göklerin seyrinden bana hazan düşer 
Dokunmayın, ben hüzzamlı şairim
Ve şairler
En çok kendini ağlar

Harf harf bölünüyor karanlıklar
Yol verin kendinize
Karamsar şair
‘Güneşe göç var da kalan biz miyiz’ demişti
Güneşi biz yitirmişsek
Nereye göçebilirdik öyle
Yine de seni iyi bilirdik şairim

Rahman’a
Ve geçip giderken, geceye
Güneşe ve onun aydınlığına
Andolsun

~Zafer Şık~

ManahoS, bir alıntı ekledi.
22 Mar 12:22 · Kitabı okudu

'Yalnız bu mu? bir de, pençesine düşen yavrucaklara hür ve bağımsız düşünmeyi öğretmek var ki, bu da kolay kolay becerilecek bir iş değil. Öyleyse? Öyleyse öğret ona üç, beş slogan, ki bu sloganların propagandası yapılmış olsun ve aziz vatanımızın ve yüce toplumumuzun ve mendebur halkımızın ancak bu sloganlarla kurtulabileceğine, kısacası, kutsallığa ancak onlar için çalışmakla lâyık olabileceğine inandın. alla, pulla devrimciliği. devrimdliği -tıpatıpOrta Çağ papalığının yerine koy.. ne diyorsu nuz ona? buldum; bağnazlaştır, bağnazlaştır, engizleştir! Ki, çürütsün kendisine emânet edilen beyinleri. Ve ilkokuldan üniversiteye kadar!..

“Ben bunu yaptım işte, aptal! Bir nesli çürütüyorum ve gelecek neslin önlenemez mahvını hazırlamış oluyorum: Veyl Devlet’el..”

*

Gençliğim Eyvah, Tarık Buğra (Sayfa 307)Gençliğim Eyvah, Tarık Buğra (Sayfa 307)
Sule, bir alıntı ekledi.
17 Şub 18:06 · Kitabı okudu · İnceledi · 10/10 puan

"O yavru ki serpilip yetiştirilirken babasına cennetin kapıları açılır, evlenip yuva kurduğunda imanını tamamlar, çocuk doğurup anne olduğunda ise cennet ayaklarının altına serilirdi. Veyl ki bunun farkında değillerdi.."

Hazreti Zeyneb, Nurdan Damla (Sayfa 67)Hazreti Zeyneb, Nurdan Damla (Sayfa 67)