Veysel Hacıoğlu

Vehhâb Allah’ın (c.c.) lütfettiği iman ve hidayet nimetinin kıymetini anlayıp kavrayabilmiş her mümin dua ve niyaz ile kálen ve hâlen ısrarla ve gözyaşı ile Allah’ın himayesine girmek ve O’na layıkıyla kul olabilmek için çabalar, kendisine lütfedilen nimetlerin en büyüğü olan bu iman nimetinin elinden çıkmaması, onu kaybetmemesi, yitirmemesi için bu nimeti kendine ihsan eden Vehhâb Allah’a (c.c.) dua edip yalvarmaktan başka çaresinin olmadığını kesin bir şekilde anlar.
Din
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
O müminler ki iman ve hidayeti Allah’ın kendilerine lütfettiğini çok iyi bilirler. Ve o imanı kendilerine bahşeden Vehhâb Allah’ın (c.c.) kalplerine ilham ve ikram ettiği bu dua ile kalplerinin hâkimi Allah’a (c.c.) niyaz eder ve rahmet ve yardımını esirgememesini isterler.
Din
Nasıl ki hem aydınlık hem de dosdoğru bir yolu bulan ve onda ilerleyen bir yolcu, karanlık ve eğri büğrü yollara girmekten ve düşmekten korkar ve kaçınır, hem nasıl ki yazın kavurucu sıcağında gayet serin ve gölgelik bir alanı bulan ve keşfeden biri tekrar o kavurucu sıcağa çıkmaktan kaçınır; öyle de hidayete erdirilen bir mümin de tekrar dalalete düşmekten, sapmaktan, sapıtmaktan, saptırılmaktan böylesine korkar ve kaçınır.
Din
Mümin iman ve hidayetin kendisini bambaşka biri yaptığını, Vehhâb Allah’tan (c.c.) gelen bu büyük nimet sayesinde sonsuz nimetlere mazhar olduğunu, iman ve marifet anahtarıyla sayısız kapıları açtığını tam manasıyla idrak eder.
Din
İman nuruyla aydınlanan bir gönül elbette dalaleti hidayete, şirki tevhide, küfrü imana, karanlığı aydınlığa, nikmeti nimete, fıskı takvaya, ifrat ve tefriti sırat-ı müstakime, süfli işleri ulvi işlere tercih etmez ve edemez.
Din