•          Hz. Peygamber bu sûrenin önemi ve fazileti hakkında söyle buyurmuştur: “Varlığım elinde olan Allah’a yemin ederim ki bu sûre Kur’an’ın üçte birine denktir” (Buhârî, “Tevhîd”, 1). Yine Hz. Peygamber, sevdiği için bu sûreyi her namazda okuyan bir sahâbîye, “Onu sevmen seni cennete götürür” müjdesini vermiştir (Tirmizî, “Fezâilü’l-Kur’ân”, 11, “Tefsîr”, 93; diğer hadisler için bk. İbn Kesîr, VIII, 539-546).
  • Sen ki müziksin, müzik dinlerken hüznün niye?
    William Shakespeare
    Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
  • “Herhangi bir kelime çıkarılıp eklendiği takdirde, cümlelerin dengesi derhal bozulur. VIII. yüzyılda bulunduğumuz düşünülürse, anlatılan fikirler hayrete değer. Koyu bir milliyetçilik, kitabelerin ruhuna işlemiştir. Şüphesiz nesir dili gibi bu fikirler de yüzyıllardan süzülmüş bir gelişmenin sonucudur. İfade, son derece realisttir. Yüzyıllarca işlenmeksizin bir dilin böyle bir mükemmellik kazanmasına ve böyle bir fikir seviyesine erişmesine imkân yoktur.”
  • Prof. Dr. Şaban Öz

    1. Hüseyin, Yezîd'e değil, Yezîdleşen topluma isyan etmiştir...

    2. Muharrem'in onunda olduğu rivayet edilen Adem'in yeryüzüne indirilmesi, Adem'le Havva'nın buluşması, Kızıldeniz'in yarılması, Nuh'un gemisinin karaya oturması, Yunus'un balığın karnından kurtulması vs. vs. vs. şeklindeki anlatıların tamamı ama tamamı uydurmadır! Tek bir amaç vardır HÜSEYİN'İ UNUTTURMAK! Dün rivayetlerle unutturdular, bugün aşurelerle unutturuyorlar!

    3. Aşure gününde olduğu iddia edilen hâdiselerin hep sevindirici şeyler olduğundan da mı bir şey anlamıyorsunuz! Muharrem'in onunda tek bir şey oldu; HÜSEYİN ÖLDÜRÜLDÜ!

    4. Hüseyin'in bedeli hep aynı! Dün Hüseyin'i üç dirheme satanlar bugün bir kase aşureye satıyorlar!

    5. Aşure yapanlar/yiyenler Hüseyin'in öldürülmesini mi kutluyor itirazı: Sahi doğru ya, bu aşureyi yapıp dağıtıp yiyenler Nuh'un gemisinden inmişlerdi!

    6. Gökten Cebrail’le beraber Adem, Nuh, İbrahim, İsmail…ve Hz. Peygamber’in inip tabuttan Hüseyin’in başını çıkarmaları: Meclisî, XLV, 126; güneş ve ayın tutulduğuna dair haberler: Suyûtî, Târîhu’l-Hulefâ, 165; Meclisî, XLV, 201-219. Hz. Hüseyin’in öldürülmesi ile ortaya çıkan bir takım doğaüstü olaylar için ayrıca bkz., İbn Hacer, Tehzîbu’t-Tehzîb, I, 593; Meclisî, XLV, 127-128. Bu tür haberlerin üretilmesinde genellikle Şiî düşüncenin tesirinden bahsedilmiştir. Bkz., İbn Teymiyye, Minhâc, IV, 517; İbn Kesîr, el-Bidâye, VIII, 598-599. Ancak konuyla alakalı bütün haberlerin de Şiî geleneğe yüklenmesinin haksızlık olacağı kanısındayız. Zira Hz. Hüseyin’in bu şekilde katledilmesi mezhep ayrımı olmaksızın bütün Müslümanları derinden üzmüştür ve teselli bulma, intikam alma, acıyı paylaşma gibi psikolojik nedenlerin, bu tür haberlerin imalinde ciddi katkısı olmuştur. (Şaban Öz, Sahabe Sonrası İktidar Mücadelesi, Ankara Okulu Yay., Ankara 2012)

    7. İbn Kesîr’in de ifade ettiği gibi, İbn Ziyâd’ın Hüseyin’in kafasını Yezîd’e gönderip göndermediği tartışılmıştır. Bununla beraber genel kabul; kafanın Yezîd’e gönderildiği yolundadır... Bununla beraber Yezîd’in başlangıçta nasıl bir tutum izleyeceği konusunda bir parça şaşırdığını da kabul etmek durumundayız. Nitekim Kerbelâ esirlerini Hüseyin’in kafası önünde iken karşılaması veya kafasını sergilemesi iktidarını/gücünü göstermeye çalışması açısından mümkündür. Ancak gerek kadınların tepkisi, gerekse olayın vahametini anlaması, kafanın kaldırılmasına neden olmuştur. Bu bağlamda Hüseyin’in kafasının nereye defnedildiği de üzerinde çok durulan bir meseledir. Hiç şüphesiz bu tartışmada sonraki dönemlerde Hüseyin’in kafası özelinde temsiliyet yüklenen Kerbelâ’nın, siyasî malzeme yapılmaya çalışılmasının ciddi rolü vardır. (kaynaklar ve diğer kısımlar için bkz., Şaban Öz, Sahabe Sonrası İktidar Mücadelesi, Ankara Okulu Yay., Ankara 2012)

    8. Hz. Hüseyin’in neden İbn Ziyâd’ın hükmüne razı olarak teslim olmadığı konusunda İbn Rezzân, “Hüseyin, İbn Ziyâd’ın katılığını biliyordu. Amcasının oğlunu, Hânî’yi, Kays b. Müshir ve Abdullah b. Baktar’ı öldürtmüştü. Sonra Hüseyin, İbn Ziyâd’ın hükmüne razı olarak teslim olacağı büyük bir iş işlememişti. Ne kimseyi öldürmüş, ne de devlet kurmak için ordu sevk etmişti. Açık görüşü Kûfe’ye gelmekti. Bilakis orduyu gördüğünden beri gitmek istediğini arz etmişti… Sonra kendisinin konumunu, yaşını da düşünürsek nasıl olur da şöhret peşinden koşan birinin hükmüne razı olarak teslim olabilirdi? Hüseyin, Yezîd’in hükmüne razı olarak teslim olmak istiyordu çünkü onun ahlakını ve özelliklerini biliyordu.” (İbn Rezzân, 273) derken başka bir yerde de, “Hüseyin’in İbn Ziyâd’ın hükmüne razı olmama sebebi; onun hükmüne inse sonunun ne olacağını ancak Allah bilirdi ve muhtemelen onun hakkındaki hüküm ölüm olacaktı.” demektedir. (İbn Rezzân, 329). Biz, bunlar arasında Hüseyin’in konumunun etkili olduğu kanaatinde olduğumuzu belirtmeliyiz. Kureyş’in en büyük iki ailesinden biri olan Benî Hâşim’in başındaki insanın Ziyâd b. Ebihi’nin oğlu Ubeydullah’ın hükmüne inmesi o kadar da kolay bir hâdise değildir. Sıhhati konusunda emin olmamakla beraber el-İmâme’de zikredilen bir metin bu söylediklerimizin gelenekte de ifadesini bulduğunu göstermektedir: “Hüseyin, “Zâniyyenin oğlunun hükmüne mi ineceğim? Vallahi hayır yapmam. Ölüm bundan çok daha kolaydır” dedi.” İbn Kuteybe, el-İmâme, II, 184 (Şaban Öz, Sahabe Sonrası İktidar Mücadelesi, Ankara Okulu Yay., Ankara 2012)

    9. Sünni kesim içerisine sızmış bir takım Nâsibe’nin (Ali düşmanları) görüşlerinin Sünni düşünceye mal edildiğini, Ebu Bekr İbnu’l-Arabî’nin Hüseyin’in şehit edilmesiyle ilgili olarak söylediği, “Onu ancak dedesinden işittikleri nedeniyle öldürdüler…” şeklindeki ifadesinin (el-Avâsım mine’l-Kavâsım, 232) son derece çirkin bir iftira olduğunu biliyor muydunuz? Bununla ilgili Kerbelâ mitolojisi diyeceğimiz, hadisenin önceden Resulullah tarafından haber verilmesi, cinlerin, hatiflerin, gök ve yerin, meleklerin, nebilerin, Fatıma’nın Hüseyin’e ağlamalarını konu alan, gökyüzünün kızıla dönmesi, duvarlardan kan akması, taşların altında kan görülmesi, gökten kan yağması gibi rivayetlerin de uydurma olduğunu biliyor muydunuz? (Ayrıntılı bilgi için bkz., Şaban Öz, Sahabe Sonrası İktidar Mücadelesi, 94-96)

    10-Yılların verdiği tecrübe ile biliyorum ki, yine taşlanacağım, yine birileri kopasıca burunlarını kıvıracak ve yine kazanlar kurulacak. Yine millet ağzını şapırtada şapırtada aşureleri götürecek veya aşure kuyruklarına girecek! Hüseyin mi? Bir ara onu da konuşuruz...
  • Demokrasinin beşiği İngiltere asırlardır elitler tarafından yönetilir. Halk siyasete fazla alâka duymaz, yalnızca seçimlerde elitler içindeki bir grubu idareci olarak seçer. Bu elitler sadece asillerden değil, yüksek kariyerli, zeki, hayatta muvaffak olmuş, mazbut yaşantılı ve olabildiğince dindar insanlardan teşekkül eder. Bu kriterleri temin eden herkes elit sınıfına yükselebilir. Bunun için yalnızca liyâkat ve talih aranır. Bu bakımdan İngiltere ile Osmanlı Devleti arasındaki benzerlik şaşırtıcıdır. Osmanlılar, farklı ırk, din ve kültürlerden geldiğine bakmaksızın, zeki ve kabiliyet testini geçen çocukları devlet adamı olmak üzere saraya alıp Enderun mektebinde yetiştirirdi. Bir Balkan köylüsünün oğlu, yukarıdaki vasıfları taşıyorsa, talihi de yaver giderse ülkenin elit sınıfına girip, en yüksek makamlarına yükselebilir, padişaha damat bile olabilirdi. Artık bir Balkan köylüsü değil, yüksek hasletlere sahip, nazik, kültürlü, ince ruhlu, Türk-İslâm terbiyesini benimsemiş bir Osmanlı beyefendisidir. İngiltere’nin VIII. Henry‘den beri süper güç olma yönünde Osmanlı Devleti’ni numune alarak, bunun muvaffakiyet sırlarını kendi bünyesine tatbik ederek yükseldiği söylenebilir. İmparatorluk mirasını hoyratça har vurup harman savurduğumuz için bugün böyle köklü müesseselere sahip olmamamız acı bir kayıptır.
  • Sabah yüzündür, akşam yüzünü dönüşün
    Gece, bıraktığın boşluktur ardında
    ...
    Şükrü Erbaş
    Sayfa 144 - Kırmızıkedi Yay.
  • Kitaptan bir bütün olarak bahsedeceğim ancak içerisinde Gogol’un altı öyküsü yer almakta.Daha önce herhangi bir Gogol eseri okumamış bir okur –ki bu ben oluyorum- Neva Bulvarı ile tanıyor Gogol kalemini. Öyküyü okurken bu tanışmayı Petersburg’un en ünlü caddesinde gerçekleştiriyor gibi hissediyorsunuz ve öykü bittiğinde çoktan Neva Bulvarı’ndan geçen birkaç hayata dokunmuş oluyorsunuz. İlk öykünün bazı kısımları beni zorlamış olsa da yola büyük bir merakla devam ettim ve Burun öyküsü ilk öyküyü unutturdu diyebilirim. Bazı bölümlerde kitabı karşıma alıp ciddi ciddi kahkaha attığımı gizlemeyeceğim,hatta en çok güldüğüm kısmı şuraya bırakacağım ve emin olun bu satırları yazarken hala gülüyorum.
    “Burnunuzu kaybetmiş miydiniz acaba?
    Evet.
    Burnunuz bulundu.
    Ne diyorsunuz?!”
    Burun öyküsünü genel anlamda suratımda bir gülümseme ve ara ara burnumun yerinde olup olmadığını kontrol ederek okudum,burnumun yerinde olduğundan emin olduktan sonra kitaptaki en uzun öykü olan Portre ile bir yeniden doğma ve hızlı bir çöküşe tanık oldum. Suratımdaki gülümseme Portre’de devam edemedi çünkü hırslar uğruna yaşananlar dehşete düşürüyor ama asla güldürmüyordu. Portre’deki bakışları üzerimden çektim ve sonunda Gogol’un Palto’su ile karşılaştım. Palto öyküsünün girişinde Gogol’un yaşarken maruz kaldığı kötü eleştirilerin öykülerine nasıl yansıdığını görüyoruz önce ve sonrasında Akaki Akakiyeviç ile tanışıyoruz. Dostoyevski’ye o meşhur cümleyi söyleten öyküyü buruk bir hisle bitiriyoruz. Bir Delinin Anı Defteri’nde 30 Şubat’ta yazılmış anıları,köpeklerin mektuplarını ve VIII.Ferdinand’ın kendini insanlara inandıramayışını okuyabilirsiniz. Son ve en kısa öykü olan Fayton ile kitaba veda ediyorsunuz.

    Gogol’un dönem eleştirisini böylesine mizahi bir şekilde yapması aklıma ‘ağlanacak halimize gülüyoruz’ sözünü getirdi ve her satırını hayranlıkla okudum tüm öykülerin. Böylesine sivri ve cesur bir dilin yaşadığı dönemde ses getirmiş olması ve akabinde acımasızca eleştirilmesi beni şaşırtmadı ancak Gogol da biliyordu ki en büyük şansı Puşkin gibi bir üstadının olmasıydı. Puşkin olmasaydı belki de elimize ulaşan bu öyküler de Gogol’un yaktığı kitaplarının arasına karışmış olacaktı.

    Altı öykü arasında en beğendiklerim Burun,Palto ve Bir Delinin Anı Defteri öyküleri oldu. Öykülerde dikkatimi çeken bir ortak noktadan bahsetmek istiyorum o da BURUN. Evet Gogol’un burunlarla bir alıp veremediği var ama ne?! Başka öykülerinde bunu açıklığa kavuşturmuş olmasını umarak Gogol’a şimdilik veda ediyorum. Henüz onunla ve muhteşem mizah anlayışıyla tanışmadıysanız emin olun bu öyküler size Gogol’u sevdirecektir.

    Gülümseyin ama gerçekleri düşünmeyi ve eleştirmeyi ihmal etmeyin.