Göreliliğin Türkiye’de yazılı olarak benim bildiğim en erken bahsedilişi, 1919’da Mehmed Âkif’in Safahat’ının altıncı kısmı olan “Asım”ın sonundadır. Âkif 1916 yılında Berlin’e gitmişti, orada duymuş olabilir:
Yarının ilmi nedir, halbuki? Gayet müdhiş:
“Maddenin kudret-i zerriyesi” uğraştığı iş.
O yaman kudrete hakim olabilsem diyerek,
Sarf edip durmada birçok kafa binlerce emek.
Onu bir buldu mu, artık bu zemin: başka zemin.
Çünkü bir damla kömürden edecekler te’min
Öyle milyonla değil, nâ-mütenâhi kudret!
[kudret-i zerriye: zerrelerin (atomun ya da kütlenin) enerjisi (aslında “kudret” enerji demek değildir ama, o kadar kusura bakmayacağız); nâ-mütenâhi: sonsuz]”