• Carry On'u; ilk önce Fangirl'de, Cath'in yazdığı bir hayran kurgu olarak gördük. Carry On, Cath'in hayatındaki en büyük tutkuydu. Yegane amacı da bu hikayeyi Gemma T. Leslie tarafından yazılmış olan Simon Snow serisinden önce bitirmektir. Cath, Simon ve Baz bunu başarabildi mi bilmiyoruz çünkü her hikaye gibi Cath'in hikayesi de son buldu. Sonra Rainbow, Carry On adında bir kitap çıkarttı fakat bu Cath'in yarım kalan hikayesi değildi. Gemma'nınki de değildi. Peki neydi? Her ne kadar Cath'in hikayesi noktalanmış olsa da Simon ve Baz'inki öyle olmadı. Bunu Rainbow'da hissetmişti ve bu yüzden Simon ve Baz'ın hikayesinde nokta değil de virgül kullandı. Kendilerine ait bir kitaba sahip olana kadar duraksayabilecekleri kısa bir ara...

    İşte Asla Vazgeçme, Simon ve Baz'ın yarım kalan hikayesini anlatıyor. Fantastik bir dünyada geçen LGBTI temalı bir genç-yetişkin kitabı.

    İddialara göre Simon büyücü dünyasının Seçilmiş Kişi'sidir. -tanıdık geldi mi? :)-Watford adlı bir büyücü okulunda öğrenim görmekte ve onu öldürmeye çalışan Sinsi Humdrum ile olan nihai savaşına hazırlanmaktadır Baz ise vampir olduğunu bütün dünyadan saklamaya çalışırken, kuvvetli işler beslediği Simon'dan uzak durmak ve annesinin ölümünün ardındaki gizemi çözmeye çalışmaktadır.

    Carry On'u ilk duyduğumda önce biraz mırın kırın etmiştim fakat Rainbow'un kaleminden bir lgbti kurgusu okumak heyecan verici bir düşünceydi. Ta ki kitabı okuyana kadar...

    Öncelikle kitabın fantastik dünyada geçen bir genç-yetişkin kitabı olduğunu düşünürsek kitabın 496 sayfa olması ve 89 bölümden oluşması Asla Vazgeçme için negatif bir etken çünkü ilk 150-170 sayfada neredeyse hiçbir şey anlatılmıyor. Laf var icraat yok ortada. 50 sayfalık bir kısımda yazabileceği şey 150 sayfa yazması bana pek de mantıklı gelmedi. Bundan daha okkalı kitaplarda olayın 50 sayfada başladığını görmüş biri olarak, ben bu olaya acemilik derim. Rainbow gibi bir yazara da hiç yakıştıramadım doğrusu. 200 civarında olayla ilgili bilgileri almaya başlıyoruz ve yaklaşık 250 gibi de olaylar başlıyor. Sonra ne hikmettir ki 450 sayfa çözemedikleri olayı son 30 sayfada şak diye çözüveriyorlar. Bak sen şu işe! Sonrasında ise hızlandırılmış video izliyormuş gibi kitap okuyoruz.

    Ben bu olaya sonuna kadar karşıyım. Eğer bana bir şey vaat edildiyse ve ben bu vaat edilen şeyi kitabı son 30 sayfasında gördüysem leşke hiç olmasaymış derim. Ben yazarların yazarın saçmalıkları okumak için almadım bu kitabı. Bir kitaptaki en sinir olduğum şey bu. Silber 2'de böyleydi. Bütün kitap boyunca kakara kikiri, kitap bitecek yazarın aklına yeni geliyor kitabı yazmak.

    Simon ve Baz arasındaki ilişki... Yani daha önce Rainbow Rowell okumamış olsam diyeceğim ki yazamıyor ama yok öyle bir şey. Mis gibi de yazıyor. Ne hikmettir ki Baz ve Simon arasındaki ilişkiyi bir türlü oturtamamış. Baz'ın Simon'dan hoşlandığını, ona karşı hisler beslediğini biliyoruz elbet ama Simon için bu geçerli değil. Baz'ın en karamsar olduğu noktada, Simon Baz'ı öpüveriyor lakin bir salise önce Baz'dan düşmanım diye bahsederken bu davranışını makul kılacak hiçbir şey yok oratada.

    Baz'ı ve onun gotik -pardon Viktoriyen :)- havasını sevdim. Vampir kısmı ile olan çatışmasını ve ailesinin onu yapmaya çalıştığı kişiye elinden geldiğince karşı koymasını da sevdim. Bundan öte karakterle ilgili en sevdiğim şey, Baz'ın da benim gibi bir Drama Kraliçesi olmasıydı. :)))

    Simon için ise aynı şeyleri söyleyemeyeceğim. Kendisi; kalas, hissiz, bencil, olayları birleştirmesi yıl süren, ne yapacağı belirsiz bir karakterdi. Ee tabii bir de haliyle sönük bir karakterdi. Aynı zamanda biraz da sinir bozucuydu.

    Kitap yan karakter bakımından zengindi. Penny, sevdiğim bir karakter oldu. Agatha, Simon' dan daha gıcıktı. Bir de eline adres verilse de gitmesi gereken yeri bulamayan bir tipti. Fiona teyze, azıcık çatlak oluşuyla kendisini sevdirdi. Diğer karakterler de... kitapta vardı işte.

    Ben kitabı öneriyor muyum? Asla. Buna rağmen kitabı alacak mısınız? Muhtemelen. Bu mantıklı bir karar mi? Kesinlikle değil.
  • Düşün! Bize,matematik dünyasının kurgusal ve sonsuz olduğu öğretildi. Bunu kabul ederim. 1'den sonra 2 gelir dendi. Bunu da kabul ederim. Ama sonra, 1 ile 2 arasında ki sonsuzluğu düşündüm. Peki o nereye gitti? İrrasyonel sayılar varken bir sayıdan sonra diğer bir tam sayı nasıl gelebilir? Eğer 1'den sonra virgül konursa ve bunun da kıçına sonsuz sayı konabiliyorsa 2 nasıl gelir? İşte! Soru bu! Yanıtsız bir soru. Ve işte matematiğin hatası! Dolayısıyla matematik yok. Onun üzerine kurulmuş dünya düzeni de yok...
  • Körlük bilinmeyen bilinmeyen bir kentinde geçen bilinmeyen bir hastalığı anlatan sıradan bulaşıcı hastalık temalı kitaplardan farkını ortaya koyup nobel ödülüyle başarısını taçlandırmış bir kitap. Kitabı okurken hem

    görme engelli olmanın psikolojini çok iyi anlıyorsunuz. Hemde görme engelli insanların nasıl hayata tutunduklarını hissederek öğreniyorsunuz. Kitabın anlatımı öyle güzeldi ki dikkatinizi kitaptan başka bir yere veremiyorsunuz. İlk sayfadan itibaren kendini okutan kitaplardan. Anlatım derinlemesine, olaylar kafa karıştırıcı değil. Kitabı o anları siz yaşıyormuş gibi okuyacaksınız. Bu konudaki akıldaki soru işaretlerini gidermiş olalım.



    Kitaptaki körlük nasıl biraz da ondan bahsetmek istiyorum. Bildiğimiz körlük değil tabi ki. Görme engelliler normalde siyah görürken buradaki hastalık beyaz körlük. Bembeyaz bir perde görüyorsunuz gözünüzün önünde. Bu hastalık ilk olarak adı bilmeyen adanın, adı bilinmeyen kentinde, adı bilinmeyen birinin başına kırmızı ışıkta beklerken kör olmasıyla başlıyor. Daha sonra adı bilinmeyen adamla temasta bulunan herkese bulaşıyor. Hükümet bir çeşit tedbirler almaya başlıyor. Kapatılmış bir akıl hastanesinde karantina altına alıyor hastalık bulaşmış insanları. Orada bu insanlar ölüme terkediliyor. Kaçmamaları için başlarına askerler dikiliyor. Aç ve susuz bırakılıyorlar. Zaman geçtikçe birbirlerini öldürmeleri, birbirlerinin ekmeklerini çalmaları, egemen olma istekleri baş gösteriyor. Yavaş yavaş insanlıklarını kaybeden bu insanlar arasında bir kişi vardır ki görebilen tek kisidir. Sevdiklerine yardım ederek herkesi bu durumdan kurtarmaya çalışmaktadır. İnsanlık insanlığını kaybederken bu bir kişinin mücadelesine tanık oluyoruz. Acaba insanlık kazanacak mı? Acaba biz görüyormuyuz? İnsan mıyız hala? Bakıyoruz ama görüyor muyuz?  Daha birçok husus. Henüz vaktiniz varken bu kitabı okuyun ve çevrenizdekilere okutun değerli kitap severler.



    Devamı yorumda 


     

    Kitap o kadar yoğun hissettiriyor ki neresinden bahsedeceğimi şaşırdım. Kısaca yazım tarzından da bahsetmek istiyorum. Nokta ve virgül haricinde noktalama işareti kullanmamış yazar ve karakterleri isimleriyle tanımıyoruz. Doktor v.s gibi lakap ve ünvanlarla tanıyoruz karakterleri. İlk başta biraz tuhaf gelebilir ama çabuk alışıyorsunuz. Bu arada kitabın filmi de çekilmiş. Kitabı okuduktan sonra filmini izleme hatasına düşmüş bulundum. Filmini bence izlemeyin. Kitapla alakasız ve sığ bir film olmuş. Bazı arkadaşlar kitabı olan filmleri izliyor. Filmi izlenip kitabı yorumlanacak bir kitap değil bunu bilmenizi istiyorum. Tam puan vereceğinizi düşündüğüm bu kitabı herkese tavsiye ediyorum.



    Alt kısımdaki alıntıları kaçırmayın 





    "Hiçbir mutluluk sonsuza kadar sürmediği gibi, mutsuzluk da geçicidir."



    "Papaz giysisi giymekle papaz olunmadığı gibi, eline asa almakla da kral olunmaz."



    "Göz,belkide insan bedeninin içinde ruh barındıran tek kısımdır."



    "Zorunluluklar insana mucizeler yarattırır."



    "Bazen sessiz kalmak en büyük alkışlamadır."



    "Çünkü insan, gerçek dostlarını kara gününde, yaşadığı o talihsizlik ânında tanıyordu."



    "Bakabiliyorsan, gör. Görebiliyorsan fark et."



    "Felaket herkesin başına aynı anda çöktüğünde bile bazı insanlar ötekilerden her zaman daha kötü koşullarda yaşar."



    "Taşıması insana daha ağır gelen yalnızca başkalarının ekmeğidir."



    "Korku, insanı kör eder"



    "Yapacağımız her hareketten önce ciddi olarak düşünmeye başlasak, vereceği sonuçları önceden kestirmeye çalışsak, önce kesin sonuçları, sonra olası sonuçları, sonra raslantısal sonuçları, daha sonra da ortaya çıkması düşünülebilecek sonuçları düşünmeye kalksak, aklımıza bir şey geldiğinde, bulunduğumuz yerde çakılır, hangi yöne olursa olsun bir adım bile atamazdık."
  • “Hakikatler” ... artık onların yükünü çekmek istemiyoruz, ne de onlara kanmak veya suç ortağı olmak... Bir virgül için ölünen bir dünya düşlüyorum.
  • Nokta Kadar Çıkar İçin Virgül Gibi Bükülenler Gün Ölür Çizgi Gibi Ezilirler...
  • Alex adındaki mimarın iki aşk arasında kalmasını anlatan, yaşamını, değerlerini ve seçimlerini sorguladığı bir roman. İnternette rastladığım bir kaç güzel yoruma bakarak aldığım bu romandan açıkcası çok hoşnut değilim. Öncelikli olarak karakter derinliği yok. Tüm romanı okuduktan sonra Alex hakkında bir fikir sahibi olabiliyorsunuz ama bana sorarsanız bu yeterli değil. Sonja ve Iwona için de bu geçerli. Alex'in bazı seçimleri neden yaptığını çok kestiremedim. Konuşmalarda sıklıkla neden yaptığı sorusuna "bilmiyorum" cevabını veriyor. Yazar belki de okuyucuya bırakıyor ama ipuçları ortada yok. ikinci olarak Saramago'nun stiline benzer bir şekilde yazılmış diyaloglar virgül ile ayrılmış. Okuması kolay ve akıcı. Son olarak ise kitabın sonu biraz havada kalıyor. Sanki biraz okuyucuya bırakılmış gibi bir durum söz konusu. Sözün özü; zamanınız varsa okuyabilirsiniz ama çok beklentiye girmeden okumanızı tavsiye ederim.
  • Kendini değiştir . Yeniden sevmeye çalış . Bakarsın her şey daha güzel olur . Ve en önemlisi virgül degil, nokta ol.