Veli Akbaş

Veli Akbaş
@vlkbs
İntern dr.
Dr.
Afyonkarahisar
14 Mayıs 2002
1 okur puanı
Nisan 2023 tarihinde katıldı
Bu görünüş berbatlığı karşısında biz de irkilmiştik. Ama bizim asıl irkilmemiz, hocamızın yaptığı bir benzetme sonrasında bir ruhsal tepişme biçimine dönüştü. Hocamız bu direk için müstehcen bir benzetme yapmaya çekinmemişti. Gözleri ve yüzü kıpkırmızı olan hocamız, bu direğin ne olduğunu şöyle özetlemişti: "Istanbul'un hali ihtikana gelmiş kadibi" Son cümlede hala ne demek istediğini anlamadığım bir söz!
Sayfa 61
Reklam
Kafatasına yazılan mesaj
Hoca sustu; çay bardağını masaya bıraktı, gözleri gençlerin yüzlerinde gezindi. "İşte şimdi size düşünmek için bir konu," dedi, "bütün gece düşünebilirsiniz: Acaba biz bir mektup muyduk? Birilerinin yazıp gönderdiği, okunduktan sonra yırtılacak bir mesaj mıydık?"
Bazı insanların diğerlerinden ayrılıp özel olarak inşa edilmiş, dışarı çıkma imkânı olmayan binalara kilitlenmesi ne zaman başlamıştı acaba? İlk olarak kim kime uygulamıştı? Bu düşünceler zihninde sürekli dolaşırdı; iktidar ve ceza aynı zamanda mı oluşmuştu? Habil'i öldüren Kabil hapsedilmiş miydi? Tanrı hapishaneyi yaratmış mıydı o zaman? Elma yemek mi daha büyük bir suçtu, kardeşini öldürmek mi? Tanrı insan soyunun zalimlik eğilimini gördükten sonra onları cennetten atsa daha mantıklı bir hikâye olmaz mıydı?
Sayfa 63
Küçükken babası sık sık, "Bu çocuğun hayal hanesi çok geniş," derdi. Ne demek istediğini anlamazdı. "Hayalhane" neydi ki? Onu diğerlerinden ayıran bu tuhaf şey neydi? Anlamak için zorlu gençlik yıllarına ulaşması gerekti. O zaman öğrendi ki "hayalhane", bir lütuf kadar bir cezaydı. Geçmişi hatırlamak, geleceği düşlemek, sanki eski tanrıların insana verdiği en kötü armağanlardan biriydi. Endymion gelirdi aklına. Bafa Gölü'nde Ay Tanrıçası'na âşık olma cesaretini gösteren çoban, Olympos'takilerin gazabına uğramış, ona en büyük ceza verilmişti: Kaderini bilmek. Meğer gelecek denilen o bulanık, o belirsiz perdenin bilinmeden kalması en büyük nimetmiş. Geçmişin net anılarını her gün içinde taşımak, geleceği Fazla düşünmek ruhunu altüst ediyordu? Hayvanlar - o masum, geçmişi olmayan varlıklar- geçmişi hatırlamaz, geleceği düşlemezdi; belki de onlar bir şey biliyorlardı da soğuk duvarların arasındakiler bilmiyorduk Ama insan, yüzyıllardır kendi soyunu sanatla, felsefeyle, bilimle hayvandan daha iyi bir seviyeye yükseltmeye çalışmamış mıydı? Belki öyleydi, belki de bu insanlığın en büyük yanılgısıydı.
Galiba dünyada olabilecek en sağlam kimlik saptamasını, bir çocuğun sevgisiyle anlamışlardı. Zeynep'in, "Baba!" deyişi, Leyla' nin o sessiz, güçlü duruşu, hiçbir pasaportun kanıtlayamayacağı bir gerçeği ortaya koymuştu: O, gerçekten bir insandı; kimliksiz bir Homo sapiens değil, bir aileye, bir sevgiye, bir anlama ait bir insan
Sayfa 180
Reklam