Küçükken babası sık sık, "Bu çocuğun hayal hanesi çok geniş," derdi. Ne demek istediğini anlamazdı. "Hayalhane" neydi ki? Onu diğerlerinden ayıran bu tuhaf şey neydi? Anlamak için zorlu gençlik yıllarına ulaşması gerekti. O zaman öğrendi ki "hayalhane", bir lütuf kadar bir cezaydı. Geçmişi hatırlamak, geleceği düşlemek, sanki eski tanrıların insana verdiği en kötü armağanlardan biriydi. Endymion gelirdi aklına. Bafa Gölü'nde Ay Tanrıçası'na âşık olma cesaretini gösteren çoban, Olympos'takilerin gazabına uğramış, ona en büyük ceza verilmişti:
Kaderini bilmek. Meğer gelecek denilen o bulanık, o belirsiz perdenin bilinmeden kalması en büyük nimetmiş.
Geçmişin net anılarını her gün içinde taşımak, geleceği Fazla düşünmek ruhunu altüst ediyordu? Hayvanlar - o masum, geçmişi olmayan varlıklar- geçmişi hatırlamaz, geleceği düşlemezdi; belki de onlar bir şey biliyorlardı da soğuk duvarların arasındakiler bilmiyorduk Ama insan,
yüzyıllardır kendi soyunu sanatla, felsefeyle, bilimle hayvandan daha iyi bir seviyeye yükseltmeye çalışmamış mıydı? Belki öyleydi, belki de bu insanlığın en büyük yanılgısıydı.