Burayı alıntılar harici kullanacağımı hiç düşünmemiştim. Ama Kinyas ve Kayra kitabına inceleme yazmazsam içimde kalırdı. Empati duygum epey gelişti Hakan Günday sayesinde. Sorgulamayı ve düşünmeyi iliklerime kadar hissettim, insanın seçimlerinin önemini kitap yüzüme tokat gibi çarptı. Dışarıdan bakıldığında kitap yalnızca içki kullanan, sürekli cinsel birliktelik yaşayan hatta sonrasında Kayra’nın kadınları dövmesiyle son bulan, hak etmedikleri paralarla hayat yaşayan, insanları canice öldürebilen iki karakter gibi görülüyor fakat alt metnine baktığımda çok farklı şeyler gördüm.
Öncelikle kitabın konusundan bahsetmem gerekirse kitap iki ana karakter aracılığıyla başlıyor. Hayattan kopmuş iki insanı ele almış. Bu karakterlerin tek ortak noktası ölüme ulaşmak, başka hiçbir hayat gayeleri yok. Yaşadıkları hayat, doğdukları ev veyahut en ufak düşünceleri bile uyumlu değil birbirileriyle. Bunlar iki arkadaş da sayılmaz; birbirlerinin ateşlerine korla yürüyen iki insan yalnızca.
Ve bunları okurken şunu fark ettim: İki karakter de aynı karanlığa bakıyor olabilir ama karanlıklarının sebebi, biçimi ve doğası tamamen farklı. Kayra ve Kinyas aynı uçuruma bakıyor ama her biri kendi tanımıyla kendi uçurumunu yaratıyor.
Kayra’nın karanlığı dışarıya taşarken, Kinyas’ın karanlığı içine çökmüş durumda. Kayra, kendisiyle yüzleşme yeteneği olmayan, yarattığı kişiliğin tutsağı olmuş bir karakter. Onu ‘kötü’ yapan şey yaşadıkları değil; yaşadıklarını kullanarak inşa ettiği, kendini yücelttiğini sandığı ama aslında çürüttüğü kişiliği. Kayra, kendini sevmeyen birinin tüm dünyaya savaş açmış hali. Kendini sevmediği için kendini tanrısal konuma getiren ve bunu başkalarına güç uygulayarak yapan bir karakter. Kendisini asla sevemeyecek bile olsa en azından asla yıkılmayacak gibi gözüken bir