🎬 Decision to Leave Yıl: 2022 IMDb: ~7.3 Tür: Romantik / Polisiye / Gerilim En akılda kalan oyuncu: Tang Wei (Seo-rae), Park Hae-il (Hae-jun) Akılda kalan söz (tematik): “Takıntı ile aşk arasındaki çizgi silikleşir.” 🎬 Av Mevsimi Yıl: 2010 IMDb: ~7.4 Tür: Polisiye / Dram / Gerilim En akılda kalan oyuncu: Şener Şen (Ferman), Cem Yılmaz (Davut), Çetin Tekindor (İdris) Akılda kalan söz (tematik): “Adalet bazen en ağır yük olur.” 📺 Masum Yıl: 2017 IMDb: ~8.3 Tür: Polisiye / Dram / Gizem En akılda kalan oyuncu: Haluk Bilginer (Cevdet), Ali Atay (Yusuf) Akılda kalan söz (tematik): “Hiç kimse göründüğü kadar masum değildir.” 📺 Şahsiyet Yıl: 2018 IMDb: ~9.0 Tür: Polisiye / Dram / Psikolojik En akılda kalan oyuncu: Haluk Bilginer (Agâh Beyoğlu) Akılda kalan söz (tematik): “Unutmak, bazen adaletsizliğin devamıdır.” 🎬 Druk (Another Round) Yıl: 2020
Dizi/Film
Boş Parşömen: Kung Fu Panda Üzerinden Bir Bireyleşme Okuması
İnsanlığın bitmek bilmeyen bir “seçilmiş kişi” fetişi mevcut: Star Wars, The Matrix, The Lord of the Rings, Harry Potter… Listedeki her yapımın arkasında ortak bir fikir var: Bazı insanlar “özel” doğar. Diğerleriyse bu hikayeleri izleyerek kendilerini biraz olsun özel hissederler. Kung Fu Panda serisi de başlarda bu kalıbı devam ettiriyormuş gibi görünür. Po yanlışlıkla seçilen, sakar, komik bir pandadır. Ardından da kaçınılmaz bir yükseliş gelir. Seri başlarda bu klişe formülü kullansa da sonradan onun içini boşaltır. 1. Po ve Bireyleşme Po’nun en büyük sorunu yetersizlikten ziyade kendilik tanımıyla ilgilidir. Kung fu dünyasında kendine yer bulmaya çalışırken sürekli “yanlış” olduğunu hisseder: yanlış beden, yanlış geçmiş, yanlış alışkanlıklar… O da bu durumu çözmek için başkalarına benzemeye çalışır. Daha hızlı olmak, daha disiplinli olmak, daha “uygun” olmak için çabalar. Beklendiği üzere tüm bunlarda başarısız olur. Nitekim Po’nun ihtiyacı olan şey, başkalarına benzemek yerine kendine dair kurduğu modeli güncellemektir. Carl Jung’un bireyleşme sürecinde tarif ettiği temel gerilim, insanın olduğu şey ile olduğunu sandığı şey arasındaki farktır. Po başta bu farkı taklit ederek kapatmaya çalışmıştır. Aslında öğrenme taklitle başlar ancak bireyleşme taklitleri sevmez, uyum sağlamayı gerektirir. Kişi gelişebilmek için kendi doğasına yaklaşmalı, ona uyum sağlamalıdır. “Dragon Scroll”un boş çıkması da bu yüzden önemlidir. Gizli bir güç, doğuştan gelen bir ayrıcalık, kader tarafından ağza verilen gümüş bir kaşık… Kung Fu Panda evreninin “lore”unda bunlara yer yoktur. Seri klasik anlatıyı tam da bu noktada kırar: anlam dışarıdan verilemez, içeriden inşa edilebilir. Dolayısıyla Po fiziksel dönüşümün ötesinde, bilişsel bir dönüşüm yaşamak zorunda kalır. Kendine inanmayı
1000Kitap
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Savaşcının Duası
The Warrior's Prayer (Savaşçının Duası) Torun: "Büyükbaba, bana bir hikaye anlatır mısın?" Dede: "Pekala, gel buraya evlat. Sana dört büyük savaşçının hikayesini anlatayım." Uzun zaman önce, dünyanın henüz genç olduğu zamanlarda; kuşakların ve kralların gelip geçtiği, insanların hâlâ büyüye ve çeliğe inandığı bir dönem vardı. Dört kral vardı; her biri kendi topraklarının en iyisiydi. Ama bu krallar sıradan ölümlüler değildi. Onlar savaşın efendileriydi. Bir gün, en büyük savaşı vermek üzere bir araya geldiler. Gökyüzü karardı, rüzgar uğuldamaya başladı. Toprak, atların nalları altında titriyordu. Ve o an, dört kral kılıçlarını göğe doğru kaldırdılar ve hep bir ağızdan haykırdılar: "Tanrım, bize güç ver! Bize zafer ver! Bize düşmanlarımızın kanını ver! Çünkü biz çeliğin çocuklarıyız ve biz asla diz çökmeyiz!" O gün gökyüzünden bir ses yükseldi, sanki binlerce şimşek aynı anda çakıyordu. Ve o ses şöyle dedi: "Sizler seçilmiş olanlarsınız. Sizler Metalin Kralları’sınız!" Savaş başladığında yer yerinden oynadı. Düşmanlar birer birer devrildi. Kılıç sesleri feryatlara karıştı. Ama o dört savaşçı dimdik duruyordu. Çünkü onlar sadece et ve kemikten değil, sarsılmaz bir inançtan ve saf çelikten yapılmışlardı. Ve o günden sonra, rüzgar her estiğinde ve şimşekler her çaktığında insanlar o dört kralın adını fısıldadı. Torun: "Peki büyükbaba, o krallara ne oldu?" Dede: "Onlar hâlâ aramızdalar evlat. Ne zaman bir heavy metal şarkısı duysan, bil ki onlar orada, seninle birlikteler. open.spotify.com/track/7IOcb1Iuu...
Müzik
Titans/Young Justice: Graduation Day #3
She’s an Amazon. She grips her sword handle hard enough to break it. She brings her hand down with force so great that her own flesh tears. She doesn’t shy away from battle— She turns towards it. And when she sees death before her, she doesn’t run. No. She leaps forward. She faces it.
MAD MAX –Daha Sinematik Mad Max (1979) Bu film küçük başlar. Dünya bitmemiştir — ama bozulmuştur. Kasaba yolları boş. Polisler yorgun. Çeteler kontrolsüz. Devlet var ama otorite çökmüş. Max hâlâ insandır. Güler. Eşi var. Çocuğu var. Toecutter ve çetesi geldiğinde film kaosa değil, rahatsızlığa oynar. Gerilim sessiz büyür. Aile sahnesinden sonra intikam sahnesine geçiş çok soğuktur. Romantik bir dönüşüm yok. Max’in son bakışı şudur: Artık geri dönüş yok. Bu film aksiyon değil. Karakter kırılmasıdır. Mad Max 2 – The Road Warrior (1981) Şimdi dünya bitmiş. Giriş sahnesi bile mit gibi anlatılır.
Mad Max
Mad Max serisini hâlâ “modifiyeli arabalar, patlamalar, çölde drift” diye özetleyenler, George Miller’ın 45 yıllık bu devasa freskini sadece fragmandan izlemiş demektir. Adam resmen bir insanlık enkazının otopsisini yapıyor – ama bunu zincirli testere yerine sinema diliyle, kan yerine metaforlarla, patlamalarla değil, ruhun çöküşüyle yapıyor. Her film, medeniyetin nasıl adım adım öldüğünü, hayatta kalmanın neye mal olduğunu ve en önemlisi, “insan kalmak” denen şeyin hâlâ mümkün olup olmadığını soruyor. Gel, samimi bir dille, paragraf paragraf, akıcı ve içten anlatayım – repliklerle, alt metinlerle, felsefeyle, oyuncuların o muazzam katkısıyla birlikte. Mad Max (1979) – Medeniyetin son uzatma dakikaları Burada hâlâ asfalt var, çiçekli bahçeler var, trafik polisi Max Rockatansky deri ceketle adaleti temsil ediyor. Ama Miller baştan fısıldıyor: “Düzenin olması, güvende olduğun anlamına gelmez.” Sistem hantallaşmış, suçlular polisten daha özgür; mahkemeler suçluyu koruyor, yasalar bağlanmış. Max ailesini kaybedince intikamcı olmuyor sadece; medeniyetin son kırıntısı olan “adalet inancını” da gömüyor. O meşhur Interceptor’ın kontağını çevirdiği an, aslında insanlığın fişini çektiği andır. Mel Gibson’ın o genç, öfkeli, kırılgan hali… Gözlerinde hâlâ bir umut var ama kırılıyor. Alt metin net: Bir toplum çökmeden önce önce ruhu ölür, sonra yasası, en son bedenler. The Road Warrior (1981) – Hayatta kalma estetiği Artık devlet yok, kabileler var. Yakıt altın olmuş, su mucize. Max az konuşuyor, mekanik hareket ediyor – sanki post-travmatik stresin canlı heykeli. Miller burada diyor ki: “Kahramanlık bir tercih değil, hayatta kalma yan etkisidir.” İnsanlık her şey bittiğinde bile “efendi” aramaktan vazgeçmiyor; Refinery’deki insanlar Max’i kurtarıcı sanıyor ama o sadece geçici bir