Konuştukça, Virginia'nın haftalar önce, istediğim bir şeyi elde etmek için önce onu hak ettiğime inanmam gerektiği konusunda söylediklerini hatırladım. Kendimi bildim bileli varoluşum için, kendim olduğum için, dilediğim hayatı yaşamaya çalıştığım için özür diliyordum. Belki bu, Grantle aramızdaki son konuşma olacaktı. Belki olmayacaktı. Her halükârda fark etmiştim ki artık varlığım için özür dilemiyordum. Yaşamayı hak ediyordum. Aşık olmayı hak ediyordum. Artık biliyordum, inanıyordum ki sevilmeyi hak ediyordum.
Hissizliğin ne kadar ürkütücü olduğunu bilseydi, bir şeyler hissedebilmenin nasıl da ayrıcalıklı bir durum olduğunu anlar mıydı, merak ettim. Bunun kimi zaman nasıl hiçbir çıkışı olmayan karanlık bir oda gibi hissettirdiğini
"Her gece... Odanın kapısında durup bana baktığında sana Eflatun'um' diye seslenirdim. Eflatun demek, sen demekti. Kırmızının en şiddetli, mavinin ise en durgun tonuydun. Bu yüzden Eflatun Gök ve Taflanlar'ı bu kadar sevmiyor muydun?"
"haklısın... Yine de gözden kaçırdığın bir nokta var. Kırmızının en şiddetli tonu her zaman bendim ama mavi hiçbir zaman değildim. Bir gün karşıma öyle bir mavi çıktı ki Taylan, dünya üzerindeki tüm tonları unuttum. İşte bu yüzden, bu bir devrin kapanışıdır.
Ressamların hisleri renklere dönüşüp fırça darbeleriyle ortaya bir ser çıkarken, resmin hikâyesini fırçalarıyla anlatıyorlardı. Bu sebeptendir ki Gezgin macerasında bir tabloda kalma süresi, ressamın resmi tamamlama süre siyle eşitti. Resmin yapılması bittiğinde hikâye de orada sonlanıyordu.