Ebru G.

Puan vermedi·208 syf.··
2024 2. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 22 Ocak 2024 06:13
Keyifle okuduğum bir kitap oldu benim için. Doksanların belki seksenlerin de nostaljisini içinde barındırdığı, Hababam Sınıfı'ndan ortak paydalar bulabileceğimiz nüansların olduğu, ebeveynlere çocuk, çocuklara ebeveyn gibi yaklaşarak birbirlerini anlama imkânı sunan didaktik bir eser. Yazar, mektup türünde yazdığı bu eserinde, yetişkinlere çocukların gözünden bakmak için kendini çocukların yerine koymuş. Bu şekilde ebeveynlere çocukları anlama rehberi hazırlamış bir nevi. Ahmet ve Zeynep adındaki iki çocuğun kaleminden çıkan, ebeveynleri, öğretmenleri, çocuklar anlamaz diye onlardan gizlenen önemli olayları çoğu kez mizahi bir üslupla eleştirdiği, aynı zamanda okulda, arkadaş çevresinde gerçekleşen olayların anlatıldığı bu mektuplaşmaları okumak çoğumuzu yaşadığı okul yıllarına, çocukluğumuzdaki o nostaljik anlara götürüyor. Çocukların kalemiyle birbirine aktardığı hikâyelerde dramdan mizaha bir sürü duygu geçişi yer alıyor. Tabii okuruna da zamanda yolculuk yaptırıyor. Kitapta beni en çok etkileyen kısım ise çocuklara yönetilen ''Babanızın yerinde olsaydınız ona ne ceza verirdiniz?'' sorusuna verilen cevaplardı. Bu sorulara verilen cevaplar çocukların geldiği aile yapısını da ele veriyor. Gecekondudan gelen çocuklarla modern diye tabir edilen aile yapısından gelen çocukların cevapları aile içinde gördükleri görgü ve eğitimin ayrımını çok iyi yansıtıyor. Gecekondudan gelen çocukların cevapları babalarını cezalandırma noktasında çok ağır ve şiddet içerikli iken, yaşayış şartları daha normal olan çocukların babalarını cezalandırma yöntemi daha insani. Bu kitabı çoğunlukla her ebeveyn, yetişkinler ve öğretmenler çocukları gözünden okumalı.
Şimdiki Çocuklar HarikaAziz Nesin · Cem-May Yayınları · 197920,7bin okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Puan vermedi·236 syf.··
2023 5. kitabı
·
101 günde okudu
·
Okunma: 15 Aralık 2023 06:39
İnsanın bu kitaptan haberi olması biraz şans işi sanırım. Zira ben de arkadaşımın, yazarlardan birinin arkadaşı olması sebebiyle haberdar oldum. Kitap, psikolojik rahatsızlıkları polisiye ile harmanlayarak işliyor ve tıbbi terimlerden uzak, yalın bir anlatımla ele alınmış. Hâliyle bu tarz eserleri okumaya yeni başlayacaklar sıkılmadan okuyabilecekler. Ön sözü de kendine has bir üslupla, alışılagelmiş ön sözlerden tamamen uzak şekilde yazılmış. Kitabın içeriğindeki olaylara ipucu niteliğinde de diyebiliriz. İpuçlarını ele alarak okuyunca katilin kim olduğu konusunda tahminimde yanılmadığıma emin olunca kitabın ilerleyen kısımlarında cesetlerde bırakılan mesajlara ''Neden?'' sorusunu sorarak katilin amacını çözmeye odaklandım. Kitaba girmek zor oldu benim için ta ki cinayetler artana ve bulmacanın parçalarının çözülmeye ihtiyacı olduğu ana kadar. Cinayetler arttıkça kitap heyecan kazanıyor. Kitaptaki karakterlerin her birinin bir öyküsü olması ve tek karaktere odaklanılmaması kitabın artılarından biri. Elbette bir ana karakter var ancak diğer karakterleri gölgede bırakmıyor. Bu da bir şaşırtmaca olsa gerek. Acaba tahminim doğru mu diyerek okumaktan tek solukta bitiyor kitap. Yazarların ilk kitabı sanırım, o şekilde bakacak olursak olay örgüsü temkinli, akıcı ve her kesimin rahatlıkla okuyup anlayacağı bir aktarım diliyle kurgulanmış. Ancak kitabın eksi yanı sanırım yayınevi talihsizliği. Kitapta yer alan normalin üstündeki baskı hataları ve baskı hatalarından kaynaklı yazım yanlışları akıcılığı bozuyor. Editörün kitabı kontrolden geçirdiğine inanası gelmiyor insanın. Bariz şekilde göze çarpan hatalar çünkü. Misal; Çıldır Gölü yazarken ''Çıldır'' kısmı üst satırda, ''Gölü'' kısmı alt satırda ve satır başı yapılmış şekilde. Yani cümle bitmeden satır, birkaç kelime sonra
Kızıl GelincikTamer Can Çakır · Ritim Sanat Yayınevi · 202415 okunma
Puan vermedi·250 syf.··
2018 97. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 25 Ekim 2018 13:25
Hüzünlü ve çok yabancısı olmadığımız bir öyküsü vardı aslında. Sınavdan sınava koşturulduğumuz, bu koşuşturma içinde öğütülmemek için tatillerde dahi koşmaya devam ettiğimiz ''sınav'' ve ''eğitim'' adlı sistemlerin/çarkların çocuklar üzerinde bıraktığı etkiyi konu alıyor. Bir oda dolusu çocuk düşünün. Bu çocuklar eğitim denen bu odaya ve başkalarının kendi iradelerine hapsediliyor. Önlerine atlamaları gereken çeşitli engellerle donatılmış parkurlar döşeniyor. Sonra birbirinden farklı insanların kalıplarına bürünmek zorunda kalmış bu çocuklar engelleri kıyasıya aşmaya ve o virajları dönmeye çalışıyorlar. Döndükçe bir çarkın dişlileri arasına sıkıştıklarını fark etmeksizin. Okurken Hermann Hesse'nin hayatından izler de mi taşıyor acaba diye irdelemedim değil. Eğitimcilere ve bilhassa ailelere ders niteliğinde... Hedeflenen amaç her ne kadar topluma faydalı bireyler yetiştirme üzerine kurulu olsa da aslında öte yandan gençlerin yeteneklerini ve ilgilerini göz ardı edip onları ezilmeye mahkûm etmekten, yaratıcı ve özgür sistemden uzak tutmaktan öteye geçememenin sancısı diyebiliriz. Baskıcı ve gerici sistemde kazanma kavramının verdiği heyecanla üzerine gelen çarkın dişlerinin farkında olamıyor Hans da başlangıçta ama sonrasında onların direttiği kalıpların şeklini alabilmek için gün geçtikçe ilerlemek zorunda kaldığı yol kadar çalışmasını artırmak zorunda ve buna engel olan her şeyin, yapmaktan keyif aldığı balık tutmak gibi aktivitelerin azalarak tükendiğini anladıkça çarkın dişlileri arasından kurtulmanın başkaldırıyla mümkün olduğunu sorguluyor. Sonunda çıkış yolunu bulamayan her çocuk gibi kendimi nasıl öldürsem acaba diye binbir çeşit intihar yöntemini kafasında canlandırıyor ve gerçekleştireceği olay yerini dahi incelemeye gidiyor. Sonra şuna benzer bir cümle
Çarklar ArasındaHermann Hesse · Can Yayınları · 20202,046 okunma