peçesini indirmeden önce iyice yukarı doğru kaldırdı ve öyle bir bakış serdi ki gözler önüne, Ömer o bakışı tutmak, içine çekmek, hiç bırakmamak istedi. kalabalığın farkına bile varmadığı kısacık bir an, âşık içinse bir sonsuzluktu bu. zamanın iki yüzü var, dedi kendi kendine Hayyam, iki boyutu: uzunluğunu güneşin seyri belirliyor, kalınlığını ise tutkular.
-...umarım Yaratan seni bilgelikten, dilini tutma bilgeliğinden yoksun bırakmamıştır; yoksa sahip olduğun tüm diğer vasıflar ne bir işe yarar ne de takdir görür.
-düşündüklerimi ifade etmek için yaşlanmayı mı beklemem gerek?
-her düşündüğünü ifade edebileceğin gün, senin torunlarının torunları bile ihtiyarlamış olacak. şimdi sır ve korku devrindeyiz, iki yüzün olmalı, birini kalabalığa göstermeli, ötekini kendine ve Yaratıcı'na saklamalısın. gözlerini, kulaklarını ve dilini korumak istiyorsan, gözlerin, kulakların ve bir dilin olduğunu unut.
..., Ömer heyecanlanıp iyice ileri gitti: "ben, mahşer gününün dehşetinden başka iman, secdeden başka namaz tanımayanlardan değilim. ben nasıl mı namaz kılarım? bir gülü seyrederim, yıldızları sayarım, yaratılışın güzelliği, onun düzenindeki kusursuzluk karşısında büyülenirim, rabbim'in en güzel eseri olan insanın, onun bilgiye aç beyninin, aşka aç gönlünün, uyanmış veya tatmin edilmiş tüm duygularının karşısında hayranlığa kapılırım."