yıllardır kapalı kapılar ardında güvenmem gereken kişileri elemiş ama en güvenmemem gereken kişiye güvenmiştim.
sonuç büyük bir hüsran ve yıpranmış kelimelerdi.
bilmek ile anlamak arasında çok fark vardı. hele ki ortada sivri oklar misali duran gerçekleri size güvendiğiniz biri saplıyorsa fark kesinlikle çok büyüktü. bunca zaman neden kimseye güvenmediğimi bir kez daha hatırlatmıştı bana.
hiç iletişim kurmaya çalışmamıştık ama ben zaten buydum; biri benimle konuşmak istiyorsa gelip konuşurdu, ben asla çaba gösteren taraf olmazdım. bu eski, varlığına alıştığım ve yok edemediğim bir alışkanlığımdı.