Hugo'nun okuduğum ilk kitabı olmasına rağmen kendisine hayran olmam için yeterli bir kitaptı. Kitabın dilinin akıcılığı, olayın sürükleyiciliği,karakterlerin tipikliğinin muazzam bir düzen ve intizam içinde işlenmesi insanı daha ilk okuyuşta affallatmaya yetiyor.Kitap yılda bir kere kutlanan şehrin en çirkininin seçilip başına taç konup o gün o şehrin kralı olarak nitelendirildiği Deliler ve Krallar Günü olarak adlandırılan bir geleneğin kutlanmasıyla başlıyor. O yıl ise bu ünvanı alan kişi ana karakterimiz olan yazarın çirkinliğiyle tasvir ettiği Quasimodo'dur. Daha doğduğu andan itibaren bir kilisenin avlusunda yalnızlığa terk edilip bir rahip olan Frollo tarafından yetiştirilen ,son derece çirkin olup kilisenin çanlarını çalmakla görevlendirildikten sonra üstüne bir de sağırlığı eklenen ama esasında harika bir kalbe ve kişiliğe sahip olan biridir Quasimodo.Kitabın konusunu özetlemek gerekirse Quasimodo'nun kendinin tam aksine dünyalar güzeli bir çingene kızı Esmeralda'ya olan aşkından bahseder. Bunun yanında kendini tanrıya adamış ve sırf tanrının emirlerini daha iyi yerine getirmek için ilgi duyduğu herşeyi bir kenara atıp skolastik bir düşünce yapısına sahip olan Rahip Frollo'nun asla hissetmemesi gereken aşk duygusunu saplantılı bir şekilde Esmeralda'ya karşı hissetmesini de okumaktayız. Bunların aksine Esmeralda'nın ilgisinin ne Quosimodo ne de Frollo'nun çeker, Esmeralda'nın ilgisini kendinin tam aksine soylu ve yakışıklı bir subay olan Phoebus'un çektiğini okumaktayız.Kitap birden fazla ana düşünceden oluşmasına rağmen ağır basanın insanın ruhu güzel olduğu sürece dış görünüşün ve soy farkının herhangi bir engel olmadığıdır. Kitabın en sevdiğim birkaç özelliğinden bahsetmek gerekirse Quasimodo'nun duyduğu saf aşkı saatlerce övebileceğimi düşünüyorum. Kendi