Bütün yaşamım boyunca bir şey aramıştım ve nerede bunun ne olduğunu söylemeye çalışan biri varsa ona dönmüştüm. Safdildim ben. Kendimi arıyordum da, kendim hariç herkese benim, yalnızca benim cevaplandıracağım sorular soruyordum. Benden başka herkesin sanki doğuştan bildikleri şu gerçeği kafama sokabilmem çok uzun zaman aldı ve bana çok pahalıya mal oldu: Ben, hiç kimse değil kendimdim. Ama önce görülmeyen bir adam olduğumu keşfetmem gerekmişti
Yakınmıyorum, karşı geldiğim de yok. Çoğu zaman sinirleri yıpratıcı bir şey de olsa, görülmemek yararlı bir şeydir bazen. Ya da çok kere siz kuşkuya düşersiniz gerçekten var olup olmadığınızdan. Öteki insanların kafalarında bir hayal olup olmadığınızı düşünürsünüz. Hani bir karabasanda, uykuda olanın bütün gücüyle yok etmeye çalıştığı bir çehre.
Benim görülmezliğim, erimin biyokimyasal bir bozukluğu sorunu da değildir tam olarak. Sözünü ettiğim görülmezlik, karşılaştığım insanların gözlerindeki acayip bir durumdan dolayıdır.
Görülmezim, anlıyor musunuz, sırf insanlar beni görmek istemedikleri için görülmezim. Tıpkı sirklerde gördüğünüz bedensiz başlar gibi, sert, çarpıtıcı camdan yapılmış aynalar çevirmiş sanki etrafımı. Bana yaklaştıklarında yalnızca çevremdekileri, yani kendilerini, ya da hayallerinde uydurdukları şeyi görürler; her şeyi, en küçük şeyi görürler de beni görmezler.