Konu anlatımı, akışı , karakterleri ve karakterlerin konuşmaları çok hoşuma gitti. Serinin ilk kitabına göre çok daha iyiydi. Tek sevmediğim kısmı kitabın son kısımları çok hızlı geçildi. İkisinin de baba sorunlari vardı fakat üzerinde durulmadan tek laf edilerek sorunlar çözüldü gibi oldu. Bunun dışında güzeldi.
Wildfire bitti… ve ben bu seriyi neden bu kadar sevdiğimi bir kez daha anladım
Romantik, genç yetişkin ve spor temalı kitapları seviyorsanız Maple Hills serisine kesinlikle bir şans verin derim. Seri birbirinden bağımsız ilerliyor ama karakterlerin geçmişini, ilişkilerini ve duygularını tam hissetmek için sırasıyla okumak bence çok daha güzel oluyor. Yoksa bazı detaylar biraz havada kalabiliyor.
Aurora ve Russ’ın hikâyesi tam anlamıyla “yaralı iki insan birbirine iyi gelebilir mi?” sorusunu hissettiren bir hikâyeydi. Özellikle ikisinin de ailelerinden taşıdığı yükler, aidiyet arayışı ve sevgiye duydukları ihtiyaç çok gerçek hissettirdi.
Ama kitabın bana geçen en güzel tarafı şu oldu: Bazen aile sadece kan bağı değildir. Hayatımıza sonradan giren insanlar da bize ev hissini yaşatabilir. Bazı arkadaşlıklar, bazı sevgiler insanın eksik kalan yerlerini sessizce tamamlayabiliyor…
Yaz kampı atmosferi, yasak ilişki detayı, tatlı romantizm ve karakterlerin arasındaki çekim de kitabı aşırı akıcı yapmıştı. Böyle “bir bölüm daha” derken kitabın sonuna geldim resmen
Aurora’yı mı daha çok sevdim Russ’ı mı hâlâ karar veremedim ama ikisinin birlikte verdiği his çok güzeldi.
Ve şimdi sıra Hannah Grace’in Maple Hills serisinin üçüncü kitabı olan Daydream’de…
Bu evrenden çıkmak istemiyorum sanırım
Maple Hills okuyanlar burada mı? Seride favoriniz hangi kitap?