bazı yerlere hiç dönülmez bazı çağlara
eskitir insanı hep aynı adımı yürümek
oysa ne kadar biçimli bir evin şehveti
koltukların hafızası masaların ayıp yeri
adam ünlem
kadın soru işareti
herkesin bir dağı var herkesin tunç devri
akşama kadar hitit sabaha kadar truva
uykular leopara benziyor rüyalar benek
yeni olanaklar: kiremitleri öpen güneş
adam cuma
kadın cumartesi
insan olmak sarsıcı bazı renklere bakmak
havayı içine çeksen güvercin doluyor göğüs
bıraksan şiir sarsıntısı en tenha kelimede
hazirana uygun bir yüzyıldı çocukluğun
adam monarşi
kadın cumhuriyet
on yıl daha yaşasam iki nokta üst üste
camları hatırlamak gibi ağzım kum içinde
ayna değil gençliğimin derisi beni yansıtan
insan niye yaşlanır / aşk geçti gözlerinden
adam nazım
“…
son sürat sana doğru koşarken beni vurdular
sen vurdun demiyorum ama beni vurdular
benim de bu kadarcık kurşundan
geçmeyen bir yaram olsun
kimsenin olamadım
kimsem olmadı Allah’tan ve anamdan başka
şartsız şurtsuz kim affettiyse
hepimiz onunuz esasında
vurgunuz yarım kalana
kendimizle dargınız
ağlamak için insanın kendinden başka
bir yari daha olmalı yarasında
her türlü galeyana hazırım
yeter ki düştüğüm zaman kalkmayayım
trensizliğimi yutuyor her defasında
bomboş kalan bir gar
sabaha daha çok var ama biliyoruz ki
bir sabah var
ölüp gideceğiz işte yetmedi mi
o güzelim şarkılar
yetmedi mi bu kadar hayvanımıza
bu kadar kafes
radyoyu açıyorsun kuşlardan kalma bir şarkı başlıyor yine
dönüyorsun
onbinküsüruncukez…”