…Temel edebiyat eğitimi, okuma yazma bilmekle, okur olmak arasındaki farkın kavranmasında yatar. Bu farkındalık esası üstüne kurulu bir eğitim okuma yazmayı sökmekten okuma yazmayı "bilmeye" evrilmesi gereken aşamalı gelişen bir süreç içerir…
…Yoksa hepimiz dil bildiğimizi zannediyoruz, hani şu konuşmaya başladığımızdan itibaren öğrendiğimizi, bildiğimizi sandığımız hatta konuştuğumuzu sandığımız dil. Bu yüzden de zaten sürekli "sen beni yanlış anladın, ben seni yanlış anladım, yanlış anlaştık" sarmalına yakalanıyoruz. Dikkat edin ne dense, ne örnek verilse, "ne alaka" diyoruz, çünkü en basit iki olgu arasında bile alaka kurma kabiliyetini kaybetmiş zihinlerle yaşıyoruz...
…Kelime çözünürlüğü düşük olan zihinlerin duygu ve düşünce çözünürlüğü de düşük olur. İletişimi zorlaştıran şeylerden biri de çözünürlük dereceleri aynı olmayan söyleyenle dinleyen, yazanla okuyan unsurlar arasındaki bu uçurumdur. Bu nedenle, edebiyat eğitimi söz konusu olduğunda, işe önce dil konusuyla başlamak gerektiği kanısındayım…
… Çünkü dil kaybı demek yalnızca dil kaybı demek değildir. Beraberinde düşünce kaybı, duyguları, izlenimleri, durumları ifade etme kaybı anlamına da gelir. Sosyal ilişkilerde iletişim kaybı anlamına da gelir…