• '' Kimi za­man insan doğasına inancımı yitiriyorum; kuşkulanıyorum. Ama Tanrı hep inancımı geri veriyor bana, yarattıklarına karşı cömert sevgisini açıklıyor.''
  • 272 syf.
    ·7 günde·Puan vermedi
    William Faulkner'ın "Çılgın Palmiyeler" adlı bu romanı, ne yazık ki, az bilinen ve okuduğum eleştirilerde de anladığım kadarıyla Faulkner eleştirmenleri tarafından bile doğru değerlendirilememiş bir eser; çünkü Ses ve Öfke, Döşeğimde Ölürken ve Abşalom, Abşalom! gibi başyapıtlarının yanında bu kitap daha sade, daha klasik bir anlatı gibi görülmüş. Ancak bir çok eleştiride karşıma çıkan ise aslında durumun öyle olmadığı: gerçekte Çılgın Palmiyeler, Faulkner'ın en iyi eserlerinden birisi olabilir.

    Çılgın Palmiyeler'de iki roman var. Faulkner Çılgın Palmiyeler adlı ilk romanı bir bölüm yazdıktan sonra Irmak Baba adıyla çevrilen ikinci romana geçiyor. Kitap boyunca toplum on bölüm okuyoruz, beş bölüm Çılgın Palmiyeler, beş bölümse Irmak Baba'dan.

    Faulkner bu sefer bilinç, daha doğrusu zihin akışı tekniğini kullanmıyor. Çok büyük bir oranda kronolojik bir akış var, bu akış nadiren de olsa kesiliyor. Çılgın Palmiyeler de Irmak Baba da ilk bölümlerinde olaya ve karakterlere giriş anlamında aslında başka ve daha geniş bir çerçeveyle sanki başka bir şey anlatacakmış gibi bir hava yaratıyor ve bu durumun yanıltıcı olduğu ikinci bölümlerde ortaya çıkıyor.

    Çılgın Palmiyeler; eşini onun da rızasıyla bırakarak sevgilisiyle kaçan Charlotte ve sevgilisi Harry'yi anlatıyor: Charlotte'un özgürlük inancına göre aşkın önünde hiç birşey duramaz ve yaşanan an her şeydir. Kitabın tamamı sevgililerin bu iddiasını hayata geçirme çabasının ilginç anektodlarından oluşuyor.

    Irmak Baba'da ise hayatları hapisanede geçen iki mahkûmun hayatı anlatılacak gibi bir hisle başlıyoruz okumaya ama aslında bu mahkûmlardan uzun boylu olanının 1927'de yaşanan sel olayı sırasında başına gelenleri okumaya başlıyoruz. Bu uzun boylu mahkûm günlerce süren sel sırasında bir hamile kadını kurtarıyor ve beraber günlerce kayıkta kalıyorlar ve başlarına türlü işler geliyor.

    Her iki romanda da kadınlar dert getiriyor. Her iki romanda da hamilelik sorun yaratıyor. Her iki romanda da erkekler altta kalıyor, kaybediyor, zarar görüyorlar. Her iki romanda da su doğanın gücünü ve yıkıcılığını temsil ediyor; Irmak Baba'da sel, Çılgın Palmiyeler'de ise kanı boğan şehvet duygusu karakterlerinin hayatını baştan sona etkiliyor, onları yoruyor, ve hatta yıkıyor. Her iki romanda da suç var, suç işleyen insanlar var; karakterlerimiz işledikleri suçun sonucuyla karşılaşıyor.

    Çılgın Palmiyeler, diyalogların da öne çıkabildiği bir metin; şaşırtıcı, gerçekten cüretli bir eser; Irmak Baba ise diyalogların daha geride kaldığı, özellikle sel bölümlerinde şaşırtıcı derecede etkileyici, güzel betimlemelerin daha ağır bastığı, genel anlamda ise Çılgın Palmiyeler'den daha iyi yazılmış, kotarılmış bir metin. Bu iki roman ayrı ayrı da basılmış zamanında ki yazara aykırı olarak böyle bir şeyi neden yapmışlar anlamıyorum; çünkü Faulkner'ın iki romanı birbirine sara sara yazması ve anlatısını böyle sürdürmesi bir farklılık deneme arzusundan kaynaklanmış diye düşünemeyiz, iki metin de bunu hissettiriyor. İki romanın iç içe geçmişliğinde, birbirini takip etmesindeki niyetin, niyetlerin iyi okurlar tarafından keşfedilmesi ve bunun Faulkner okurluğu bilgisine dahil edilmesi gerekiyor, ancak o okur ben değilim. Okuduğum yabancı eleştirilerde çok güzel noktaların olduğunu söylemem gerekiyor, ancak bu noktalarında ve eleştirilerin Faulkner külliyatı, ABD güneyine dair kültürü okumalarıyla bütün bir halde, o bilgiyi taşıyarak elde edilmiş olduğunu düşünüyorum. Bende bu bilgi yok. O yüzden okuduğum diğer eserlerinde de bu türden bağları hissedebilsem bile bunun sağlam bir bilgi olduğunu söyleyemem, ancak okuduklarımın, yani eleştirilerin bir tekrarı olduğunu söyleyebilirim burada.

    Faulkner okumayan bir okura Çılgın Palmiyeler'i önerir miyim? Hayır. Faulkner'ı tanımaya başlamak için de ilk kitap bu olmamalı. Daha ortalarda, bir kaç kitap okuduktan sonra denenmesi gereken güzel bir roman Çılgın Palmiyeler: insan olmayı, suç işlemeyi, sevmeyi, yaşamayı ve yaşayamamayı hiç bitmeden akan ve selle birbirine karışmış, cüssesi hem ürkütücü hem saygı hissi uyandıran Mississippi nehrinin yanı başında nehrin suları sel sularıyla hem hal, her bir yan çöp, yıkıntı ve ceset dolu usul usul akarken anlamaya çalışmak ve güzel çevirisiyle yine o güzel Faulkner üslûbunun tadını almak için okumak gerekiyor Çılgın Palmiyeler'i.

    Cesareti olanlara, şimdiden iyi okumalar.
  • "İnsan ölümsüzdür, bütün yaratıklar arasında yalnız onun tükenmez bir sesi olduğu için değil, gönlü olduğu için, ruhunda şefkat ve fedakarlık, sabır ve dayanma gücü bulunduğu için.

    William Faulkner
    Mehmed Uzun
    Sayfa 89 - İthaki Yayınları
  • Geçmiş, ölü değildir, geçmemiştir bile.
  • ‘Bir sürü dil döktü ineğe, öğüt verircesine; birlikte üstün bir çaba harcadılar. Ama yine de yeryüzü yukarı doğru kaçtı; bastıkları yer, kum ve her ne varsa şiddetle altlarından koptu ve yukarı doğru; hala hafifçe dumanla lekeli uçuk renkli göğe doğru fırladı; bir kez daha uçurumun dibine, iç içe ve tepişerek serildiler, oğlan bir kez daha alttaydı, sonra, o çılgın çırpınışı hiç durmayan inek böğürerek ayağa kalktı, atın yaptığı gibi dörtnala hendekten aşağıya koşmaya başladı ve oğlan onun peşi sıra gitmek için ayağa kalkmadan önce yok olup gitti.’
  • ‘Hem hareketli hem de tembeldi; hiçbir şey yapmazdı (ailenin bütün işlerine oğlu bakardı), bütün zamanını hiç bir şey yapmadan geçirirdi. Oğlu daha kahvaltıya inmeden o evden çıkmış olurdu, ama nereye gittiğini kendinden ve bindiği yaşlı, semiz, beyaz atından başka kimse bilmezdi. Atı ve kendisi yörenin on mil kadar dolaylarında her an görülebilirdi...’
  • (Henry Armstid’in karısı)

    ‘Ben o beş doları görsem tanırdım. Ben kendim kazandım onu. Geceleri Henry ve çocuklar uyuduktan sonra iş işledim hep. Jefferson’da bazı hanımlar ip ya da onun gibi şeyler biriktirip bana verirler, ben de bir şeyler işler, satardım onları. Ben o parayı azar azar kazandım ve onu görsem tanırdım, çünkü kutuyu bacadan çıkarır sayardım arasıra. Çocuklarıma gelecek kış için ayakkabı almaya yetecek kadar oldu mu diye bakardım.Parayı tekrar görsem tanırdım. Mr. Snopes bir izin verse-‘