Birkaç adım atıp duruyorum. İçine düştüğüm bu tüm unutuluşu tadıyorum: İki şehir arasındayım; biri bilmiyor beni, öteki artık tanımıyor. Beni kim hatırlar? Belki Londra'da bulunan etine dolgun bir kadın. Peki ama düşündüğü ben miyim acaba? Sonra o adam da var; o Mısırlı. Belki şimdi odasına girmiş, onu kolları arasına almıştır. Kıskanç değilim, bu kadının öldükten sonra yaşamağa devam ettiğini biliyorum. Karşısındaki adamı bütün varlığıyla sevse bile bir ölü kadın aşkından başka şey olmaz bu. Onun son canlı aşkını ben yaşadım. Ama adam ona zevk duyurabilir.Kadın, ruhsal kargaşalık içine batıyor ve kendinden geçiyorsa, varlığında, kendisini bana bağlıyan birşey kalmamış demektir. Zevk duyuyorsa, ben onun için sanki hiç karşısına çıkmamış bir insandan farksızım, beni bir anda içinden çıkarıp attı demektir; dünyadaki bütün bilinçler de beni içlerinden attılar, boşadılar. Tuhafıma gidiyor bu. Oysa, varolduğumu iyice biliyorum, burada bulunduğumu biliyorum.