Şimdi ona bütün bu o eski geçmiş, o eski düşünceler, eski ödevler, eski konular, eski izlenimler ve bütün bu panorama, hatta kendisi bile, her şey, her şey dipsiz derinliklerde, aşağıda, ayaklarının altında bir yerdeymiş gibi geliyordu.
Bazen de birdenbire odada tek başına kaldığını, herkesin kendisini yüzüstü bıraktığını, kendisinden çekindiklerini, sadece onu görmek için kapı aralığından ürkek ürkek baktıklarını, aralarında fısıldaştıklarını, gülüştüklerini, üstelik alay ettiklerini hatırlar gibi oluyordu.