Bu her şeye rağmen romantik bir hikâye olabilirdi. Eğer Poyraz ileri uzanıp beni yakalamayı ve yere çakılmaktan son anda kurtarmış olsaydı... Beni kucağına alır, gözlerimin içine bakar ve gülümserdi. Ben de daha sonra bu anı arkadaşlarıma dudaklarımda yarı utangaç yarı fettan bir gülümsemeyle anlatırdım fakat öyle olmadı. Ağır çekimde gerçekleşen hiçbir şey yoktu. Bir anda, şak diye yere kapaklanıverdim.
Dizlerim ve avuç içlerim acıyla sızlarken Poyraz'ın ''Çarpıldın işte.'' dediğini işittim. Pis Gargamel. Yine de eğilip yerden kalkmama yardım edecek kadar insanlık vardı içinde. Kollarımdan tuttu ve yavaşça doğrulmama yardım etti. ''İyi misin?''
Değildim. Hem dizlerim hem de gururum o kadar incinmişti ki dolan gözlerim karşımdaki kara kalpli adamdan saklayabilmek için yere bakıyordum. Buna rağmen ''İyiyim.'' dedim. ''Küçük bir kaza.''
''Çalışanlarıma uyuşturucu vermenin ilahi karşılığı.'' diye düzeltti Poyraz.
''Ha ha.'' Cansız bir gülüş taklidi yapmayı denedim ama sesim zannettiğimden daha ağlamaklı çıktı. ''Ben kimseyi uyuşturmadım.''
Ben nasıl inatla başımı kaldırıp ona bakmıyorsam Poyraz da inatla beni bırakıp uzaklaşmıyordu. ''Böyle inkar etmeye devam edersen çatına bir yıldırım düşecek.''
''Ben sadece kibar bir komşu olarak çalışanlarına ikramda bulundum.''
''Bütün mahalleyi seller basacak senin yüzünden.''
''Sen karanlık adamsın ya, herkesi kendin gibi zannediyorsun.''
''Bütün şehri zelzeleler alacak.''
''Oysa ben gayet kendi hâlinde, aklı başında bir kadıncağızım.''
''Alev alev yanacak buralar.''
Muhabbetin nasıl bu kıvama geldiğini bilmiyordum ama gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırırken nihayet başımı kaldırıp ona baktım. ''İtfaiyeyi çağır o zaman.''