Artık ağlamayacağıma dair kendime verdiğim sözleri, böyle istisnai durumları içermemeliydi. Gözyaşlarımızı hep acı çekerek dönemezdik ya. İnsan, bazen de mutluluktan ağlamayı hak ederdi.
Bu çocuk niye bu sırla yaşıyor, bu dertle kavruluyor senelerdir. Ulan yaşamak ayrı dert, yaşadığını anlatamamak ayrı dert. Anlatsan seni anlayacakları bile şüpheli. Sadece bu yetmez mi insana?
Sayfa 197 - Doğan Kitap, Şermin Yaşar·Kitabı okudu
''Rosie?''
Telefonumdan başımı kaldırdığımda babamın meraklı bakışlarıyla karşılaştım.''Pardon, ne dedin?''
''Kiminle mesajlaşıyorsun?''
Sorusu beni on altı yaşıma tekrar geri götürdü. Bana hoşlandığım bir çocuk var mı diye sormuştu. Sana çiçek alanı değil, senin için koca bir bahçe ekecek erkeği seç, Bezelye.
Morg neden tek heceli bir kelime, o gün anladım. İki heceli olsa çıkmaz insanın ağzından. Bir kerede söylüyorsun,boğazına takılıyor, sonunu duymuyorsun. O gün orada, tek heceli morgda, çekmeceyi kapatırken senin göğsüne, kefenin üstüne,üstündeki çörek otlarının hemen yanına umudumu yatırdım. Çekmece bütün ihtimallerin üzerine demir kale kapıları gibi kapandı, hem umudumu, hem sevdiğimi yitirdim. Sanki kilitler, kilitler, kilitler altında çaresiz kaldım.
"Babandan bahset," dedi Kate.
Anthony birden irkilldi. "Babamdan mı?" Kate gülümsedi. "Bir baban vardı, öyle değil mi?" Anthony boğazının kurumaya başladığını hissetti.