Belki de insan, yalanlar daha aydınlık göründüğünden gerçeklere gözlerini yumardı ama aslında her ikisi de karanlıktı. Tıpkı gözlerim kapalıyken, gözlerim açıkken olduğundan daha aydınlık olduğuna kendimi inandırdığım gibi, onu severken de kalbimi böyle kandırmıştım.
Kalp atışlarım yavaşladığında, yüzünü son kez gördüğüm an da benimle birlikte boğulacaktı. Kalbim durduğunda artık onun için çarpan hiçbir kalpte beni bulamayacaktı.
Sonra onra birdenbire iyileşmekten vazgeçtim. Hissettiklerimi düğümlediğim kalp, çok fazla yara almıştı. Hissetmek istemiyordum. Kalbimi daha fazla acıtmak istemiyordum. Onun için daha fazla üzülmek istemiyordum. Onun için öyle çok üzülmüştüm ki, annesi bile onun için bu kadar üzülemezdi. Üzülmemişti.
Bir zamanlar yaşamaya ihtiyacı olduğu kadar, şimdi sadece ölmeye ihtiyacı vardı. Biliyordu, her sokağa yalnızca bir sokak lambası bırakılıyorsa, o sokağın karanlıkta kalması kaçınılmazdı. Bir adamı içinden sokaktaki sokak lambasını sökmeye çalışır gibi sökmeye çalışıyordu. Başaramıyordu.
Gözlerinde başlangıç ve sondum.
Gözlerinde bir var, bir yoktum. Gözlerinde iyileşmiş, gözlerinde mahvolmuştum.
Gözlerinde var olmuştum, gözlerinde yok olmuştum.