Strickland'ı çalışırken hiç görmedim, kimsenin de gördüğünü sanmıyorum. Verdiği mücadelenin sırlarını kendisine saklıyordu. Atölyesinin yalnızlığında Tanrı'nın Meleği'yle çaresiz bir çekişmeye girdiyse bile, hissettiği ıstıraba tek bir ruhun dahi tanıklık etmesini istemiyordu.
...Başkalarının işlerini halletmeye çalışırken son derece zarifti, ama kendi işlerini halletmeye çalışırken o zarafetten eser kalmıyordu. Bu kadar çelişkili unsuru bir araya getiren, sonra da onu evrenin dumura uğratıcı kayıtsızlığıyla yüz yüze bırakan Doğa'nın yaptığı şaka ne kadar da zalimceydi...
"Barut tekrar gelecek. Bunu hiçbir şey engelleyemez. Aynı eski hikâye yeniden, yeniden yaşanacak. Sayısı artan insanlar savaşmaya başlayacaklar. Barut sayesinde insanlar milyonlarca insan öldürecek ve çok ileride bir gün yeni bir uygarlık, sadece bu yoldan, ateş ve kan üzerinden evrilecek. Peki bunun faydası ne? Eski uygarlıklar nasıl yıkıldıysa bu yeni uygarlık da geçip gidecek. O uygarlığı inşa etmek elli bin yıl alsa da geçip gidecek..."