Sevme kapasitesi, bireyin özbilince sahip olduğunu önceden kabul eder çünkü sevgi diğer insana anlayış göstermeyi, onun potansiyellerini takdir etmeyi ve onaylamayı içerir.
Biz, kibir ve kendini beğenmişliği övülmek ve sevilmek için sürekli bir ihtiyaç duymak olarak tanımlarız, insanlar bunun için cesaretlerinden vazgeçerler. Kibirli ve kendini beğenmiş
olan insan, yüzeyde kendini çok koruyormuş gibi gözükür; kendini aşırı büyük görmesinden ötürü risklere girmez ve diğer yönlerde de bir korkak gibi davranır. Ama aslında durum tam tersidir. Kendini, ihtiyacı olan övgü ve iyilikleri
alabilmek için bir mal gibi gösterir çünkü annesinin veya babasının övgüsü olmadan kendini çok değersiz hissedecektir. Cesaret bir insanın kendine duyduğu saygıdan ve verdiği değerden kaynaklanır; insan kendisi hakkında çok kötü düşündüğü için cesaretsizdir. Sürekli başkalarının "Çok hoş biri", "Çok güzel bir kız" veya çok iyi, çok akıllı demelerini isteyen bireyler kendilerini sevdikleri için değil, anne-babalarının takdirini kazanmak için kendilerine bakan insanlardır. Bu da insanın kendisine acımasına yol açar. Bu yüzden de seyirci tarafından övülen birçok yetenekli insan, terapi sırasında kendilerini sahtekar gibi hissettiklerini itiraf ederler.
Bu yüzden eğer bir insan hayatı boyunca anne-babasının gözlerinde belli bir role uygun yaşamaya çalışmışsa ve bu imajı da sonradan kendi içinde taşıyıp devam ettirmişse; bırakın
kendi gücünün ne olduğunu bulup inandıklarını savunmaya çalışmak, neye inandığını bile bilemeyecektir. Hareket etmeye başlamasından önce bile onun cesareti bir boşluktur çünkü kendi içinde gerçek bir temeli yoktur.
Dıştaki bağımsızlık için ayakta durmak, kendi içimizdeki bağımsızlığı koruyup içimizdeki yeni dünyalara doğru yolculuğumuzu devam ettirmekten çok daha kolaydır.