Karakterimize ailede verilen, ya da verilmiş olmayıp sadece yansıtılan din eğitimi kesinlikle sağlam değildi. Tekkede yaşadıkları/yaşaması sadece zorunluluktan ya da onun için alışılagelmiş (bir gelenek gibi) davranışlar olup hiçbir anlam ifade etmiyordu. Bu yüzden buradan uzaklaşmak onun için biraz fazla kolay oldu. Ama hiçbir zaman yeni yaşamına da tam olarak ayak uydurabildiğini düşünmüyorum. Hep arafta gibiydi. Özellikle annesini kaybetmesinden sonra Edayla o boşluğu doldurmak istedi. Onu tekkede tutan tek şey annesiydi zannımca. Onu kaybettikten sonra onun için orada kalmanın bir anlamı kalmadı. Eda'ya aşık değildi. Saplantılıydı. Sırf kendisini sevmesi için adam öldürmeyi düşünecek kadar bozuktu kafası. Eda'nın ona biçtiği değer, kendisine biçtiği değer oldu. Belki de bu yüzden kendi değerini hiçbir zaman bilemedi. Sadece Eda'nın ona değer verecek olması umudu ile yaşadı.
Sonu biraz saçma bitti bence. Yani "bu mu?" dedim. Kitabın ilk başları güzel ve heyecanlı gidiyordu ama sonuna doğru ve özellikle de sonunu okuduğumda kitap bir yere varamadan, anlatmak istediğini anlatamadan bitmiş gibi oldu.