Yaklaşır. Kalkarım. Önüne bakarak oturur. Benim gözlerim onun yüzündedir. Bu fark iki cinsin tabiatı arasında mı, yoksa hislerimizin dereceleri arasında mı? Buluşma anının ilk muamması budur.
Ben onun münzevi kalbine uzaklardan seslenmek için, kulaklarının içine en güzel hislerimi fısıldıyorum. Sonra dudaklarımı yanaklarının üstüne koyuyorum. Yüzü yanıyor, o kadar yanıyor ki, biraz sonra kül olup dağılmasından korkuyorum. Sonra ince bir ıslaklık. Hafif bir titreme. Gözlerinin içine bakıyorum. Karanlık; ve soruyorum: "Ağlıyor musun?", gözlerini yumuyor.