İnsanın içi yalnızca Tanrıya ait olan bir gizler, bilinmezler uçurumudur. Neyim öyleyse ben ey Tanrım? Ne çeşit bir varlığım? Değişken, biçimden biçime giren, kudurmuşcasına ölçüsüz bir yaşam...Kendini keşfe kalkışmak, anahtarını yalnızca Tanrısal gücün elinde tuttuğu bir bilinmezlik duvarına çarpmaktır. Kendim için bitmek tükenmek bilmez bir meşakkat ve ter toprağı oldum. Varlığımın en derin yerinde mutlak ötekilik, Tanrısal aşkınlık yattığına göre, ben, özünde benim değildir. Öyleyse kendime dönmek 'bana benden yakın' olan Tanrıyla buluşmak demektir ve uçurumun üstünden atlayıp geçmeye; düzmeceliğin, cehaletin üstünden gelmeye ancak sınırsız bir Tanrı aşkı olanak verir.