Dolu dizgin duygularım... Taşıp taşıp beni kavuran düşüncelerimi, bir tahta parçası gibi ummanların üzerine koyup bırakmak istiyorum yönleri ve durakları yaratana...
Sabırsızlığım diken olup batmıyor mu sineme? Hâşâ! Kor ateş gibi yakıyor, insanım ben. Fakat sükût ediyorum gelene de, gidene de..
O sabah mı çıkmıştın, bir gün önce mi
Bir bıçağın ağzında yürür gibiydin
Demirlerin soğukluğu soluk dudaklarında
Gözlerinde karanlığı dar hücrelerin
Seni görür görmez özgürlüğümden utandım
Söyle ne içersin, çay mı kahve mi
Çok değişmişsin birden tanıyamadım.
Saçların uzundu, omuzlarına akardı
Gönlümüz şenlenirdi sarışınlığından
Onlar mı kestiler, sen mi kısalttın
Gülerdin, içimize aylar doğardı
Görünmez dağların arkasından
Eski gülümsemeni beyhude aradım
O sabah mı çıkmıştın bir gün önce mi
Çok değişmişsin birden tanıyamadım.
Bir çay içer misin, yoksa kahve mi
Kibritim yok, demek cigaraya başladın
Ellerin de titriyor, bir şeyin mi var
Böyle bir kız değildin sen eskiden
Sana ne yaptılar, sana ne yaptılar?
Kirpiklerin ıslanıyor durup dururken
O sabah mı çıkmıştın, bir gün önce mi
Çok değişmişsin birden tanıyamadım. İlhan Atilla Dicle
Derdimi biriyle paylaşınca derdim daha çok artıyor çünkü kimse yaklaşmayı, dinlemeyi, hiç yoktan anlamaya çalışmayı başaramıyor ve teselli edici içi boş cümleler ile geçiştiriyor; en iyisi bizatihi kendimle dertleşmek.