ona bir sürü şey vermek istiyordum. bende olan her şey onda da olsun istiyordum. birini sevdiğinde insan böyle mi hisseder diye düşündüm. birine aşık olmanın ne anlama geldiğini biliyordum zaten. hem hissetmiş hem oynamıştım. ama birini sevmek. biriyle ilgilenmek. kaderini onunkiyle birleştirip, ne olursa olsun, sen ve ben varız, diye düşünmek.
insanlar mahremiyetin seksle ilgili olduğunu düşünür. ama mahremiyet aslında gerçekle alakalıdır. birilerine kendi gerçeğini anlatabileceğini, kendini onlara gösterebileceğini fark ettiğinde, onların karşısında çırılçıplak durduğunda, “benimle güvendesin” karşılığı vermeleri. mahremiyet budur.
küçük kadınlar’ın provalarına başlayacağımız sabah Don beni yatakta kahvaltıyla uyandırdı. yarım bir greyfurt ve yanmış bir sigara. bunu son derece romantik bulmuştum çünkü tam olarak istediğim şeydi.