windmill

windmill
@wmill1117
zambaksız vadi
İsviçre peyniri sadece dağlardaki otlarla beslenen, Hollanda peyniri ise bu ülkenin zengin meralarında otlayan ineklerin sütünden elde edilmektedir. Bu peynirler üretildikleri ülkelerin rayihası, özüdür. Napolyon Fransa'da doğabilirdi fakat barışsever Çin'de bir Napolyon dünyaya gelemezdi. İngiltere doğanın temel kanunu olan "yaşam mücadelesi" ögretisinin yaratıcısı Darwin'i, Rusya ise kötülükle mücadele edilmemesi gerektiğini savunan Lev Tolstoy'u yetiştirdi. Başka türlü de olamazdı zaten. Her zaman ve her yerde böyledir. Almanya'yı dünya savaşına sokan etken II. Wilhel değildi; bunun nedeni Almanya'nın kaba ve vahşi ruhunun Bismark, Wilhem, Hindenburg ve Rohrbach gibi şahsiyetlerde tecelli etmesiydi.
Sayfa 60 - Koridor Yayınları·Kitabı okuyor
Alıntı
Reklam
Şair Johan Ludving Runeberg (1804-1877) Lönnrot ve Snelman'dan farklı olarak Fin değildi ve Fin dilini de bilmiyordu fakat bu durum kendisinin Fin milli uyanış hareketinin en aktif temsilcilerinden birisi olmasını engellememişti. Runeberg bu anlamda aslında istisna değildi, zira Finlandiya'daki İsveçli elit tabakanın birçok temsilcisi Fin tarzı düşünce yapısına sahipti. Bu insanlar ülkede milli devletin kurulması ve devlet geleneğinin şekillenmesinin, sadece Fin halkının ulus olarak gelişmesiyle mümkün olabileceğinin farkındaydılar. Snelman'ın çağdaşı olan Finli "hayat mimarlarının" büyük kısmı Finlandiya'yı kendi anavatanları olarak kabul eden İsveçlilerdi.
Sayfa 34 - Koridor Yayınları·Kitabı okuyor
Alıntı
Gülüyor. Bir zamanlar canına kıymayı Birçok zamanlar, çeşit çeşit yerlerde, çeşit çeşit durumlarda, canına kıymayı düşündüğüne gülüyor. Düşündüğüne, vazgeçtiğine, vazgeçebildiğine, vazgeçmekten yılmadığına gülüyor. Tanrı korkusundan ötürü vazgeçmişti çoğu zaman, kendini öldürmekten korktuğu için vazgeçmişti bir iki kez; kendini öldürmeği alçaklık diye gördüğü de olmuştu, düzmece bir kahramanlık diye de. "Saçma" da demişti. "Öldürsem neyi çozerim?" diye de sormuştu kendi kendine. Gülüyor şimdi. O yetmişlik keşiş nasıl bir hayat yaşamıştı, bilmiyor ama yedi günlük -sekiz, on, üç günlük; bir sayıya böylesine bağlanmak, önem vermek de saçma- bir çileye çekildikten sonra yattığı yerde ölü bulunmak Ioakim'in yaşadığı hayata uygun bir bitim olur mu? Tanrı bunu ister mi, artık düşünmüyor bile. Bunları daha önce düşünememiş olmasına gülüyor. Ölür mü bu çilenin sonunda? Bilmiyor. Bilemez. Ölmeye de çalışmayacak; kendi kendini ölmeye zorlamayacak nasıl olsa. Gülüyor. Ölüme ıkınmak. Güldürücü bir düşünce.
Sayfa 96 - Metis Yayınları, Andronikos·Kitabı okudu
Alıntı
Hangi gün? Acıdan ölmekten korkmuştu o gün. Ama hangi gün, hangi gün?
Sayfa 67 - Metis Yayınları, Andronikos·Kitabı okudu
Alıntı
"...bu keşişlerin dağ başında, çöl ortasında şeytanı bu kadar çok gördükleri, şeytanla bu kadar çetin didişmelere düştükleri üzerine bu kadar masal, bu kadar efsane niye anlatılsındı? Kalabalığın, insanların birbirlerinin ayağına basmadan yürüyemedikleri kentlerin, şehirlerin ortasında görünmeyen şeytan, niye bunları bu kadar tedirgin etsindi?"
Sayfa 16 - Metis Yayınları, Andronikos·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam