Kendi kendinize yapacağınız bir yanlış, inanç nedeniyle kabul etmiş olduğunuz on doğrudan daha güvenlidir, çünkü kendi yanlışınızı düzeltme gücünüz vardır, oysa inançla kabul edilen bir şey, sizin doğruyu yanlıştan ayırma kapasitenizi öldürmüş olur.
Sebepsiz servet nasıl olamazsa, sebepsiz sevgi de, hattâ sebepsiz başka türlü duygu da olamaz. Duygu, bir oluşa, bir gerçeğe cevaptır, sizin standartlarınızın dikte ettiği bir değerlendirmedir. Sevmek, değer vermek demektir. Değer ölçmeden değer vermenin mümkün olduğunu, değersiz bulduğunuzu sevmenin mümkün olduğunu söyleyen adam, size üretmeden tüketerek zenginleşmenin mümkün olduğunu, kâğıt paranın altın kadar değerli olduğunu söyleyen adamın ta kendisidir.
Sizden teslim etmenizi istedikleri şey aklınızdır. Fedakârlık inancını övüp duranlar, mevkileri, niyetleri ne olursa olsun, bunu sizden, ister ruhunuz, ister vücudunuz için istiyor olsun, size ister cennette bir hayatı, ister bu dünyada karnınızı doyurmayı vaadetsin, amaç aynıdır. Söze, kişinin, ‘kendi arzularının peşinde koşması bencilliktir, onları başkalarının isteklerine feda etmelisin,’ diye başlayanlar, sonunda da, ‘inançlarına bağlı kalmak bencilliktir, onları da başkalarının inançlarına feda etmen gerek,’ diye bitireceklerdir.