Duygular yapınızda vardır, ama içeriklerini aklınız dikte eder. Duygu kapasiteniz boş bir motordur, değerleriniz de, aklınızın oraya doldurduğu yakıttır.
Bir şeyin sizin için iyi ya da kötü olduğunu hissetme konusunda bir seçeneğiniz yoktur, ama neyi iyi ya da kötü sayacağınız, neyin size sevinç ya da acı vereceği, neyi sevip neden nefret edeceğiniz, neyi arzulayıp neden korkacağınız, hep sizin değer standardınıza bağlıdır.
İnsan bölünmez bir bütündür; iki parçadan oluşan bir birimdir, bunların biri madde, diğeri bilinçtir, bedeniyle aklı arasında, eylemiyle düşüncesi arasında bir ayrışmaya asla izin veremez, hayatıyla yargılarını ayıramaz; kamuoyundan etkilenmeyen bir yargıç gibidir, kendi yargılarını asla başkalarının isteklerine feda etmez, isterse tüm dünya insanları yakarsın ya da tehditler savursun, yolundan sapmaz.
İnsan bir kuşu, yavrusunun kanat tüylerini yolar, sonra onu kendi kendine yaşasın diye yuvadan dışarı iterken görse, dehşete kapılır, oysa insanın kendi yavrusuna yaptığı tam da bu, diye düşündü.
Bir insan bir başkasını ‘duygusuz' diye suçluyorsa, o suçlanan insan hakkaniyetli davranıyor demektir. Kendini sebepsiz duygulara kaptırmıyor, kimseye hak etmediği duyguları yöneltmiyor, demektir.