benim ütopyam şöyleydi: şiddetin ve trajedinin olmadığı, herkesin sonsuza dek yaşadığı ya da yeterince tatmin edici ve mutlu bir hayat yaşadıktan sonra bizi bekleyen bir sonraki şey her ne ise onun için ayrılmaya karar verdiği bir hayat. ama bu, yaşadığımız dünyadan çok uzaktı.
daha sonra karşılığını bulacağınızı umarak bağış yapmamalı, yaşlıların karşıya geçmesine yardım etmemeli ya da yavru köpekleri kurtarmamalıydınız. kanserin tedavisini bulamayacak ya da dünyadaki açlığa son veremeyecek olabilirdim ama küçük iyilikler de yeterdi.
beni dürüst biri olarak yetiştirmişti ama gerçekler karmaşık olabiliyordu. gerçeğin işleri berbat edip etmeyeceğinin önemi yoktu, bazen sözler ancak yalnız kaldığınızda çıkardı. bunun bile garantisi yoktu. bazen gerçek, yalanı yaşamak daha kolay olduğu için kendinizden bile sakladığınız sırdır.