Deidameia elbisesini başının üstünden çekip çıkararak yere attı.
"Sence güzel miyim?" diye sordu.
Basit bir cevap verebileceğim için müteşekkirdim. "Evet" dedim.
Vücudu ufak tefek, narin yapılıydı; yalnızca bebeğin büyüdüğü karnında minicik bir şişkinlik vardı. Gözlerim daha önce hiç görmediğim şeye, küçük tüylü bölgeye kaydı. Koyu renk tüyler yukarı doğru seyrekçe dağılıyordu. Deidameia oraya baktığımı gördü. Elimi tutup oraya, ateşin közleri gibi isi yayan o yere götürdü.
Parmaklarımın arasındaki ten sıcak ve narin, dokunuşumla zarar vereceğimden korkmama neden olacak kadar kırılgandı.Öbür elimle uzanıp yanaklarını okşadım, gözlerinin altındaki
yumuşak deride parmaklarımı gezdirdim. O gözlerdeki bakış korkunçtu. Ne umut ne de zevk vardı içlerinde. Yalnızca kararlılık.
Neredeyse kaçıyordum ama yüzünün daha fazla üzüntüyle,daha fazla hayal kırıklığıyla çarpılmasını istemiyordum. İstediği şey ona veremeyecek bir delikanlıyla daha karşılaşmış olmasını da. Böylece ellerinin bir parça beceriksizlikle beni yatağa doğru çekip narin derinin yavaş ve ilık damlalarla ağlayarak
aralandığı uyluklarının arasına doğru yönlendirmesine izin verdim. Bir direnç hissettim, geri çekilecektim ama kız başını
şiddetle salladı. Dikkatini, küçük yüzünün kasılmasına neden olacak bir yoğunlukla toplamıştı. Çenesi, acıya dayanmaya çalışıyormuş gibi kasılmıştı. Deri sonunda gevşeyip yol verince,ikimiz de rahatladık. İçindeki kılıf gibi sıcaklığa girdiğimde ikimiz de rahatladık.Uyarılmadığımı iddia etmeyeceğim. Vücudumda yavaş yavaş tırmanan bir gerilim dolaşıyordu. Acayip, uykulu bir histi; Akhilleus için duyduğum keskin ve mutlak arzudan çok farklıydı. Ağır ağır karşılık vermem onu incitmiş gibiydi. Yine umursarnazlık.Böylece ben de hareket etmeye, zevk sesleri çıkarmaya başladım,göğsümü ihtiras
Yeni doğmuş bir hayvan gibi titriyordu. Daha önce hep ufak tefek acılar çekmiş, her sıkıntısında yanında onu teselli edecek
birileri olmuştu. Oysa şimdi yalnızca bu oda, çıplak duvarlar ve o tek sandalye vardı. Kederinin hücresi.
Saçlarını parmaklarımın arasına aldım. İçimde bir şeyler toplanıyor, kanım Akhilleus'un elinin hareketleri altında gümbürdüyordu. Yüzlerimiz birbirine dokunuyordu ama ben yine de
onu daha yakınıma çekmeye çabalıyordum. Durma, dedim.O da durmadı. İçimde toplanan şey büyüdü, büyüdü, sonunda gırtlağımdan boğuk bir çığlık koptu, keskin tomurcuklanma
bedenimi ona doğru kavislendirdi.
Bu kadarı yeterli değildi. Elim uzandı ve onun zevk yerini buldu. Akhilleus'un gözleri kapandı. Hoşuna giden bir ritim vardı, bunu anlamıştım, nefesinin kesikliği, arzulu hareketleri o kadarını anlatıyordu. Parmaklarım hiç durmuyor, hızlanan her nefesi takip ediyordu. Akhilleus'un gözkapakları şafak göklerinin rengindeydi, teni yağmurdan sonraki toprak gibi kokuyordu.
Ağzı belirsiz bir çığlıkla aralandı. Birbirimize o kadar sarılmıştık ki sıcaklığının üstüme fışkırdığını hissettim. Titredi. Kıpırdamadan yattık.