Ama o gün rıhtımda siste kaybolduğu duygusuna kapıldığında, içine derin bir yalnızlık ve ölüm korkusu çökmüştü. İnsanoğlunun dünya yüzündeki geçiciliğini ilk kez fark ettiği andı bu. Daha sonra sık sık düşüneceği bir şey . Biraz erken ya da biraz geç ölmenin bir anlamı olmadığına göre, yaşamanın amacı neydi? Zaten yok olacak kumdan şatolar yapmak neye yarıyordu? Büyük bir mücadele içinde olan insanlar böyle şeyler düşünmüyor,kendilerini hayattaki başarılarına adıyorlardı. Ama insanın temel duygusu buydu. Yeryüzü korkusu, yaşam ürkekliği, geçici olmanın yarattığı yürek burkulması. Yani boşluk, büyük bir boşluk.
Büyük bir davaya tutkuyla hizmet etmek, insan o kadar büyük bir huzur veriyor ve yaşama öyle büyük bir anlam kazandırıyor ki, yılmadan çok şeye katlanmak mümkün olabiliyor.
Eğer evlilik tam bir düşünce birliğine dayanıyorsa; eğer bu evlilikte erkek, karısının çalışmalarına saygı duyabiliyor ve yalnızca karısının kendi yeteneklerine saygı göstermesini beklemiyordu, bir evliliğin ne kadar mutlu ve sorunsuz olabileceğini de kendi deneyimlerinle öğrenmiş oldum.