Belki de on sekizinci yüzyıla kadar sanatçılar içinde bulundukları ruh halinden hiçbir şekilde söz etmezlerdi.Belki de bunu ilk olarak başlatan kişi Rousseau olmuştu.Her ne olursa olsun, on dokuzuncu yüzyılda özünü bilmek öylesine gelişmişti ki insanlar ruh hallerini itiraflarında ve otobiyografilerinde anlatıyorlardı.Onlar
öldükten sonra hayatları yazılıyor ve mektupları yayınlanıyordu.Bu sayede Shakespeare'in Lear'ı yazarken ne hissettiğini bilmesek bile Carlyle'ın Fransız İhtilali'ni yazarken ne hissettiğini biliyoruz.Yaklaşmakta olan ölümü ve dünyanın kayıtsızlığı karşısında şiir yazmaya çabalayan Keats'in neler yaşadığını da biliyoruz.