Hakan

Hakan
@xmoral
liberté et rationalité
birkaç kez vurdum, sonra bağırdım, "İçeride kimse kaldı mı?" Ses yok. Halbuki bölme kapıları kapanmış olduğu için gemi batarken aşağı katlarda bazı kimselerin kalmış olması muhtemeldi. Daha kuvvetle bağırarak sordum: İçeride kimse var mı? Ben İzzet Çavuşum efendim! - Yanında başka kimse var mı? Bir asker var efendim! İzzet Çavuş sesimden beni tanımıştı. Efendi Kaptan kurtar bizi, diye yalvarıyordu. Merak etme oğlum, hepinizi kurtaracağım, dedim. Kurtaracağım diyorum ama, nasıl kurtaracağımı ben de bilemiyorum. Başımı kaldırdım, top lumbarının önünde kapanıp kalan evlatlarımı kurtarmanın çaresini düşünüyordum, birdenbire zihnimde bir şimşek çaktı. Sakın İzzet Çavuş'un yanındaki erden başka kimse kalmış olmasın? Demire tekrar vurdum, başımı top lumbarından içeri uzattım. Başka kimse var mı? Derinden sesler işitildi. Biz de varız! Biz de burada kaldık çıkamıyoruz!
Sayfa 270·Kitabı okudu
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
İsmail Hakkı Bey komutasındaki Reşit Paşa vapuru ile Mart 1914 tarihinde İngiltere'ye yollanan top namluları Birinci Dünya Savaşı'nın başlaması nedeniyle bir daha iade edilmez. Sökülen top namlularının yerlerinin boş kalmaması ve dışarıdan bakıldığında da koca zırhlının büyük toplarından mahrum olduğu anlaşılmasın diye bir harp aldatmacasına başvurulur. İlk bakışta ilginç bir fikir gibi gelse de, bu aldatmacanın başarılı olamayacağı daha en başında bellidir. Abidin Daver notlarında bu harp aldatmacasını şöyle değerlendirir: Mesudiye'nin 24'lüklerinin namluları çıkarıldı, zıvanaları değiştirilmek üzere tamir için, yapıldıkları Vickers Fabrikası'na gönderildi ve bilmem kimi kandırmak için bu topların namluları yerine tersanede kalın ağaçlardan yapılmış, ağızları pırıl pırıl yanan iki mükemmel namlu konuldu. Mesudiye'nin yeni namlularının eskilerden farkı şu idi: Eskileri yakar, yenileri ise yanardı. Çok fark değil mi? Bir harften ibaret!
Sayfa 192·Kitabı okudu
Amiral gemisi olan Mesudiye zırhlısının Haliç'ten çıkışında sekiz kazanından üç tanesi patlamıştı. Üstüne üstlük de Haliç'ten çıkışı esnasında Unkapanı Köprüsü'ne çarpmış ve izleyen İstanbulluların yüreklerini ağzına getirmişti.
Sayfa 89·Kitabı okudu
bütün Osmanlı Filosu Haliç'in çamurlu suları üstünde çürümeye mahkûm edildi. Abdülhamit, Bozcaadalı Hasan Paşa ile beraber, Osmanlı donanmasını, Kasımpaşa ile Hasköy arasında boğdular, öldürdüler ve mezara gömdüler...
31 Ağustos Perşembe günü de Sultan Murat'ın tahttan indirilmesi ve Sultan Abdülhamit'in tahta çıkmasına karar verildi. Bu kararın arkasında yatan en önemli neden Sultan Murat'ın hastalığından daha çok Sultan Abdülhamit'in tahta çıktığında Kanun-i Esasi'yi ilan edeceğinin sözünü vermesi idi. Bu taahhüt Avrupa'da Fransız ihtilali ve sonrasındaki gelişmeler ile esmeye başlayan özgürlük fırtınasının Osmanlı topraklarında da hissedilmesine yardımcı olacaktı. Bu sebeple, özgürlükçü aydınlar Sultan Abdülhamit'in tahta çıkışının hayırlara vesile olacağına inanıyordu.
Sayfa 49·Kitabı okudu