O gün yalnızca ben değil, her şey Santiago Nasar gibi kokuyordu. Belediye Başkanı'nın onları ne yapacağını düşünene kadar kapattığı zindanda Vicario kardeşler de duyuyorlardı bu kokuyu. "Sabun ve tahta beziyle ne kadar ovalarsam ovalayayım, o kokuyu bir türlü gideremiyordum," demişti bana Pedro Vicario. Üç gecedir uyku uyumamışlardı; ama dinlenemiyorlardı, çünkü birazcık içleri geçmeye başlarken o cinayeti yeniden yaşıyorlardı. Pedro Vicario, artık neredeyse yaşlı bir adam olduğunda, o bitmek bilmez gündeki halini anlatmaya çalışırken, hiçbir zorluk çekmeden şöyle demişti: "Sanki iki kez uyanık olmak gibi bir şeydi." Onun bu sözü üzerine, zindandayken onlar için en dayanılmaz olan şeyin kafalarının berraklığı olduğunu düşünmüştüm.
"Kusura bakmayın, Bayardo," demişti dul adam, "ama siz gençler insanın yüreğinin nedenlerini anlamıyorsunuz."
Bayardo Son Roman, bir an durup düşünmüş, "Diyelim ki beş bin peso," demişti.
"Dürüst olalım," diye karşılık vermişti dul adam, onurlu bir tavırla, "o ev bu kadar etmez."
"On bin," demişti Bayardo San Roman. "Hemen şimdi, hem de banknotları bir bir sayarak."
Dul adam gözlerinde yaşlarla bakmıştı ona. "Öfkesinden ağlıyordu," dedi bana, doktor olmasının yanı sıra edebiyat adamı da olan Doktor Dionisio Iguaran. "Düşünsene: İnsanın elinin altında onca miktarda para olsun da, basit bir gönül zaafı yüzünden hayır demek zorunda kalsın." Dul Xius'un gırtlağından ses çıkmıyordu; ama hiç duraksamadan başını olumsuz anlamda sallamıştı. "Öyleyse bana son bir iyilik yapın," demişti Bayardo San Roman. "Beni burada beş dakika bekleyin."
Gerçekten de beş dakika sonra gümüş işlemeli heybeleriyle birlikte Şehir Kulübü'ne geri dönmüş, üzerlerinde Merkez Bankası yazılı bantları hâlâ duran, her biri binerlik on deste banknotu masanın üzerine koyuvermişti. Dul Xius, bundan iki yıl sonra ölmüştü. "Bu yüzden öldü," dedi bana Doktor Dionisio Iguaran. "Bizlerden daha sağlıklıydı; ama insan onun göğsünü dinleyince yüreğinin içinde fokurdayan gözyaşlarını duyabiliyordu."
Ama öylesine terk edilmiş gibi bir hali, öyle bir ruh yoksunluğu vardı ki, belirsiz bir gelecek vaat ediyordu ona. Noel tatillerim boyunca yıllar yılı onu yeniden görüyordum, penceresinde komşu kadınlarla birlikte oturup bez parçalarından çiçekler yaparak genç kız şarkıları söylerken, her defasında daha da kimsesiz gibi görünüyordu.