• Banyoya gidip de yıkanmamanın adı vardı:
    «Kuru temizleme»., öyle ya. temizlenmeye
    gidiyorduk, temizlenmek suyla olduğuna ve
    bizler de su akmadığı için yıkanmadığımıza
    göre, «kuru temizleme» yoluyla temizlenmiş
    sayılıyorduk. Daha doğrusu resmen
    temizlenmiş sayılıyorduk.
    «Sıranız geçti.»
    «Su akmadı.»
    «Akmaz, akmaz.»
    «Ama biz yıkanamadık.»
    «Size fazla bile.»
    «Ne fazla?»
    «Su.»
    «Allah, Allah».
    «Sizin Allah'ınız var mı?»
  • ''Yusuf-ı güm-geşte bâz âyed be-Ken’ân gam ne-hor
    Külbe-i ahzân şeved rûzî gülistân gam ne-hor

    Döner yine Kenân’a kaybolan Yûsuf, üzülme
    Üzüntüler kulübesi gül bahçesi olur bir gün, üzülme

    İyileşir durumun ey gam çeken gönül kaygılanma
    Geçer bu çılgınlığın, sakinleşir başın, üzülme

    Dönmese de felek bizim arzumuzca iki gün
    Bir kararda kalmaz devran her zaman, üzülme

    Gelirse ömrün baharı, yine çimenler üstünde
    Başına gülden şemsiye çekersin ey bülbül, üzülme

    Ümitsiz olma sakın ha, bilmezsin gaybın sırrını
    Perde ardında olur gizli oyunlar, üzülme

    Ka’be aşkıyla çölde yürüyeceksen eğer
    Batsa da ayağına muğîlân dikeni, üzülme

    Sevgilinin ayrılığında, rakibin sıkıntısında halimizi
    Bilir hep halden hale sokan Allah üzülme

    Söküp götürürse de yokluk seli varlık temellerini ey gönül
    Kaptanın Nûh ya, korkma tufandan, üzülme

    Konak tehlike dolu, hedef çok uzak olsa da
    Sonu olmayan bir yol yok, üzülme

    Yoksulluk köşesinde, karanlık gecelerin yalnızlığında Hâfız
    Oldukça virdin dua ve Kur’ân üzülme''

    -Hâfız-ı Şîrâzi
  • 346 syf.
    ·20 günde·Beğendi·9/10
    Bar Hebraeus, Malatyalı bir Süryanî din adamıdır. Zamanla "mafriyanlık" (Yakubîlikte patrikten sonra en büyük ruhânî şahsiyet) makamına kadar yükselmiştir. Süryaniceden başka Arapça, Farsça ve Latinceyi iyi bir derecede bilmektedir. Ayrıca iyi bir doktordur ve hatta fizik, teoloji, tarih, dil bilgisi, tıp gibi bilimlere dair eserler bırakmıştır. Bu kadar çok yönlü bir din adamının bizi ilgilendiren eseri tarihle ilgili olan eseri "Kethabha Dhe-Makhtebhanuth Zabhne" yani dilimize geçmiş haliyle Abu'l-Farac Tarihi'dir. Bu eser 3 kısımdan oluşan bir dünya tarihidir. İlk kısım Dünya'nın yaratılmasından 1286 senesine kadar meydana gelen siyasî olaylardan müteşekkildir. İkinci kısım kilise tarihi ile ilgilidir. Üçüncü kısım da Süryani kilisesini ve Doğu'daki durumlarını ihtiva eder.

    Türkçe'ye ilgili eserin sadece ilk kısmı tercüme edilmiş durumda. Yani Dünya Tarihi kısmı... 2 cilt halinde neşredilen bu kısımda Türk-İslam Tarihi hakkında son derece kıymetli bilgileri tespit etmek mümkündür. İslam'ın ilk yılları, halifelikler, Selçukluların ilk zamanları, Türklerin Anadolu'ya akın ve fetihleri ilk cildin bizi ilgilendiren temel konularıdır. 2. Cildi henüz okumadığım için onun hakkında şimdilik buraya bir şey yazmayacağım.

    Eser siyasî tarihi ele almasına rağmen hiç sıkıcı değil. Zira vakaların arasına gündelik hayattan örnekler serpiştirilmesi okuyucunun ilgisini çekiyor. Bu bakımdan eserin asıl hitap ettiği kesim tarih araştırıcıları olsa da konuya ilgisi olan kişiler de rahatlıkla ve çok sıkılmadan eseri okuyabilir. Çevirisi de gayet başarılı. Böyle bir eser, hazırlayan ve Mehmet Akif'in damadı olan Ömer Rıza Doğrul hoca çok büyük bir hizmet yapmış. Allah ondan razı olsun.
  • Usul usul Yaklaşan gölgeler beni takip ediyordu her şeye rağmen yürümeleri mi hızlandırıyordum ya o gelenler bana yetişirlerse bu kesinlikle felaketim olurdu belkide bir çocuk gibi ağlardım işte bu kadar korkuyorum onlardan Sebebini bilmediğim bir korku ve tanımadığım o gölgeler sürekli peşimdeler belki de aklımın içindeler bilmiyorum ki hiçbir fikrim yok o doktor kılıklılar yani doktorun da ne olduğunu bilmiyorum açıkçası ne iş yapar ben bana yardım edebileceğini düşündüğüm için bir umut ışığı olarak görmüştüm doktorları Ama onlar umuttan ziyade birer paragöz çıktılar maalesef belkide bana hipokrat yemini etmemiş olanlar denk geldi bu kadar şansızlık olur ancak doktorları bir kenara bırakalım hala hala peşimde takip ediyor usul usul yaklaşıyor arkama döndüğümde yokoluyor gölgesi belli belirsiz sessiz derinden irili ufaklı birkaç tane bunlar sanırım beni yok edene kadar öldürene kadar sürecek artık inanmaya başladım bana kimse yardım edemez belkide edebilir henüz bununla ilgili bir fikrim yok belkide sadece kendime yardımım dokunabilir bu hayatta ne garip değil mi işte geliyorlar yine lanet olsun yine peşimdeler baktım karanlıkta iz sürüyorlar acaba benim kokumu biliyorlar mı hoşlanmadıkları için mi yoksa beni neden takip ediyorlar bunu sanırım hiçbir zaman öğrenemeyeceğim bak işte kayboldular demek korktuğum kadar değilmiş sadece bir anlıkmış tekrar tekrar bakıyorum Yoklar sanırım gittiler korkunun ne demek olduğunu bilseler bir daha beni rahatsız etmezler hatta kimseyi rahatsız etmezler korku iliklerime kadar işledi ama şimdi enteresan bir şekilde vücudumun her yeri şöyle ki bu saç tellerinden parmak tırnaklarımda dahil heryer rahatlamaya başladı bedenim erken bir final maçı oynuyor sanırım doktor Sinan böyle olacağını söylemişti ben de demiştim ki zaten hep böyle doktor bey siz yaşamadığınız için bilmiyorsunuz ben onları arada sırada değil her zaman görüyorum her zaman bıkmadan beni takip ediyorlar senin tezine göre zihnimin içindeler peki onlar zihnimin içinde olsun gözlerimin önündekiler onlar neler onlar gerçek değil mi bana deli demiyorsun belki deli dememek senin inceliğinden ya da tıbbi tabirler kullanmak kendini daha bir doktor hissetmeni sağlıyor inan bu karmaşıklıkta bunu çözemeyeceğim daha hastaneden çıkalı on gün oldu ben bu kadar çabuk; gölgeler takip edilmeler korkular yaşayacağımı düşünmüyordum hemde Bu kadar şiddetli bir şekilde iliklerime kadar soluğum kesilircesine. sen bana güven vermiştin ama bir kez daha gördüm ki doktorlara da güvenilmez. Neyse işte güvenlik arzumdan dolayı sana güvenmiştim artık onu da kaybettim bunu senin de bilmeni istedim of ya ne diyorum ben kendi kendime... doktora söyleyemediğim şey doğru mu yoksa? yoksa gerçekten delimimiyim. yok canım değildir.. deli olsam böyle olmaz ki kesin fark ederim hem gayet düzgün düşünebiliyorum Her şeye aklım çalışıyor fikirler üretiyorum yok yok böyle saçma düşünceleri aklıma sokmayayım insan bilirsiniz işte kırk kere söylersen kırkıncıda dediği gerçekleşirmiş gerçi böylesi masalları genelde Anneanneler anlatır. Olumsuz düşünceler zihnimi sardığında pozitif olmamı düşünmeliyim başka çarem yok normal insanlar çaresizlik anlarında ne yaparlar acaba, yani diyorum. ben, ben de normalim ki kendi kendime saçmalıyorum Ben en iyisi şu yağmurdan kurtulup bir an önce o küçük minik sefalethaneme döneyim hayatta en çok huzur duyduğum yerlerin başında orası geliyor çünkü orası bana ait yani bana ait olan dünyadaki tek şey ayrıca orada insanoğlu yok yani henüz keşfedilmemiş balta girmemiş orman gibi bir şey onun için burayı seviyorum şehrin gürültüsünden uzak olması da beni daha da rahatlatıyor. Oh sonunda gelebildim ama o da ne kapı ardına kadar açık yoksa yoksa aman allahım hırsız mı girdi? hem de benim eve Ama neden benim evime? bir hırsız neden benim evime girsin ki o kadar lüks gökdelenler boğaza nazır villalar gösterişli evler varken? kesin bu hırsızlar da deliler ama ben değilim ben deli değilim aynı Bakırköydeki dostlarımın söylediği gibi biz deli değiliz biz deli değiliz biz deli değiliz sanırım kırk kez tekrarlamışlar ondan dolayı gerçekleşmiş dilek ve istekleri ya da öyle sanıyorlar. Şimdi bu büyük olasılık bir hırsızlık vakası olması gerekir çünkü her şey söylenenler gibi kapı zorlanmış levyeyle kırmaya çalışmışlar ve bunu sanırım uzun uğraşlar sonucunda başardılar çünkü kalın bir kapı var Cevizağacından hem de Başka bir seçenek de var tabi ben genel anlamıyla unutkan biriyim havada çok rüzgârlı kapıyı tam olarak kapatmadığım için rüzgârdan açılmış olabilir ya da o minik şeytanlar mı geldi? aman tanrım şimdi bunu düşününce içeri girmem olanaksızlaşıyor ürperiyorum ama en son arkamdaydılar ne zaman beni geçtiler bu kadar hızlılar mı? hemen en olumsuz düşünceye düşüneyim zaten hiçbir olumlu düşünce geçmesin aklımdan rüzgâr olma olasılığı çok fazla iken ben yinede en kötüsünü düşünüyorum benim karakterim sanırım faz lasıyla pesimist bildiğin kötümser yani Bu özelliklerimi kimden aldım acaba benim genlerim babamdan mı yoksa annemden mi geçti oysaki ikisi de kötümser değillerdi bunun Üzerine etraflıca daha sonra Düşüneceğim şimdi olaya odaklanmam gerekiyor En iyisi üç basamaklı merdiven var bir tanesini atayım ayağımı daha sonra içerden gelen sesler varsa onları dinleyeyim yoksa zaten hırsız da olsa gitmiştir eğer rüzgârsa korkacak hiçbir şey yok ya o minik şeytanlarsa işte o zaman yandım bu gece de beraber uyuyacağız yani onlar uyuyacak bana yine uyku haram İşte şuraya basayım bak ahşabın en kalın yeri kesin ses çıkarmaz usulca yaklaştım yaklaştım artık çok yakın ayağımı uzattım bir ses çıkmadı bu çok güzel içerisini dinliyorum hiç ses yok biraz daha beklemeliyim bence risk almamalıyım bekliyorum yine ses yok artık daha da yaklaşabilirim üçüncü basamağa atayım adımımı oh be yine ses yok artık finale geldik sanırım kapıyı yavaşça açayım
    Evet kapıyı ardına kadar açtım fakat karanlık hiçbir şey görünmüyor buna sevinmeli miyim yoksa üzülmeli miyim kimse yok işte salak herif sevinsene hırsız değilmiş işte boşuna kuruntu yapmışsın sonrada deli değilim diyorsun Allah'ın delisi seni, evet şimdi Işıkları yakmam gerekiyor iyice emin olmalıyım iyice emin olmalıyım bu beni korkutan şeyin ne olduğuna dair evet oh nihayet bak evin içi bomboş eşyalar yerli yerinde hiçbir şey dağılmamış olduğu gibi duruyorlar değerli eşyalarıma bakacağım ama değerli bir eşya yok neyseki Değerli hiçbir şeyim olmadığına seviniyorum hani kapı zorlanmıştı hani levyeyle açılmaya çalışılmıştı yine halüsilasyonlar kurgular zihin oyunları akıl aldatmacıları ama gerçeği neyseki deneyerek öğreniyorum.
  • 536 syf.
    ·8 günde·Beğendi·9/10
    530 sayfa boyunca, ilk sayfalardan sonuna kadar gizem ve bulmacalarla dolu aksiyon ile gerilimin eksik olmadığı günümüzü ve yirmi yıl sonrasını bize düşündüren bir romandı.
    Dan Brown, Başlangıcı 4 yılda tamamlayabilmiş... Zaten kitap konunun gizemini son sayfaya kadar sıkmadan okutabiliyorsa "sağlam" bir konu etrafında dönüyor demektir... Tüm kitaplarında aynı kişiyi kullanan Dan Brown, Prof. Dr Robert Langton a bir soru yöneltir kitabın son sayfalarında...
    Ama Prof. Longton cevap vermekten çekinir...
    Galiba bizim düşünmemizi ister...
    Soru şu dur,
    Fizik kanunlarıyla 4 milyar yılda "kendiliğinden" bir canlı oluşabiliyor... Ya o fizik kanunlarını oluşturan güç nedir... O nerden geldi... Onu oluşturan kudret ne ve kim...

    Ardından Dna nın sarmal yapısındaki kodlama örnek verilince Prof. Köşeye sıkışır ve konuşamaz.

    Kitap;
    Yaratılışçılarla, darvincilerin Ademden mi geldik yoksa gelişi güzer kaotik birleşimlerden kendiliğinden mi meydana geldiğimizi sorguluyor... Belli bir yaş sınırının üzarendeki bilinçli okurların okuması gereken bir kitap...

    Kitapta, dinin varlığının bilime engel olduğunu anlatırken, islamiyetin yaşandığı Bağdat şehrinin dünyanın en güçlü ilim ve bilim merkezi olduğunu itiraf eder sonraki dönemlerde bir din alimi yönetici bağdatta bilimin şeytan işi olduğunu söyleyerek islamın içindeki araştırma ruhunun yok edildiğinden bahseder...

    Ne kadar doğru dur bilinmez... Belki öyle bir yönetici gelip islamı doğayı araştırma yaratılandan yaratana gitme yolunu tıkamış olabilir... ama Allah devamlı Kuran Ayetlerinde yaradılışa örnekler vererek düşünmezmisiniz diye uyarıyor...

    Kim ne derse desin, Kuran dahil tüm kitaplara saygım sonsuz.
    Ama tahrif edilen kitapların üzerine gelen ve 1440 yıldır yeni bir semavi kitabın gelmediğini de hesaba katarsak. Hristiyan ve yahudiler islamı kabul etmedikleri gibi tahrif edip saf dışı bırakmak için dünyanın sonuna kadar savaşacaklar bizimle...

    Bu kitapta, islamı da diğer dinlerin içine koyup aynı kazanda kaynatmaya çalışmış Dan Brown...
    Amaç dinsiz ve kitapsız tek tip bireylerin çoğalması... Bunu Dan Brown hikaye anlatıcılığı ve hitap gücüyle okuyucuya enjetke etmeye çalışmış...