Bitkiler aynı zamanda iki yaşam sürüyorlarmış gibidir adeta: Havada, ışığa batmış ve ışık içinde yüzen biri, görülebilirliğin doruğudur ve başka bitkilerle, başka hayvanlarla yoğun bir türlerarası etkileşim halindedir. Yerin altında, mineraller aleminde, gizli, ontolojik olarak gececi olan diğeri ise gezegenin taş tabakasının etine oyulmuş ve orayı dolduran tüm yaşam formlarıyla sinerjik bir cemaat ilişkisi içindedir. Bu iki yaşam nöbet değiştirmez, birbirini dışlamaz, aynı bireğin varlığıdırlar; kendi bedeninde ve deneyiminde yeri ve göğü, taşı ve ışığı, suyu ve güneşi birleştirmeyi, dünyanın bütününün imgesi olmayı başarmış tek bir bir bireyin yaşamıdır. Bitkinin bedeninde zaten her şey her şeyin içindedir: Gök yerdedir, yer göğe doğru fışkırır, hava beden ve yayılım kazanır; yayılım ise atmosferik bir laboratuvar olmaktan ibarettir.