Kitabı yıllar önce ortaokula giderken okumuştum.O sıralar hem çok fazla şey anlamamış hem de karamsar yapısının ve sonunun tesiri altında kalmıştım.Bu sene tekrardan bir okuma etkinliği için kitabı inceleme fırsatım oldu.O zamanki düşüncelerimle şimdikiler arasında uçurumlar olduğunu fark ettim.Dönüşüm’de bizim bir metafor olduğunu düşündüğümüz böcek Franz’ın ta kendisi.Bunu şu örneklerle açıklayabilirim. Franz’ın babası işçi kesiminden gelmesine rağmen başarılı bir iş insanı olmuş,hırslı bir adamdır.Aynı zamanda iri ve güçlüdür.Franz ise babasının tam tersine çelimsiz ve hastalıklı bir vücuda sahiptir.Kendini bildi bileli kilo almaz.Sık sık akciğer hastalıkları gibi hastalıklara yakalanır ve 40 yaşında veremden ölür.Franz kişilik özellikleriyle de babasına hiç benzemez mesela küçüklüğünden beri yapmak istediği meslek yazar olmaktır.Fakat babası buna karşı çıkar ve onu bir Hukuk Fakültesi’ne yazdırır.Buradan mezun olmasına rağmen Franz bir sigorta şirketinde çalışır.Yazarın son zamanlarda okuduğum bir diğer eseri de Milena’ya Mektuplar’dır.Bu kitapta fark ettim ki Franz aslında kendisini hiç sevmeyen,utangaç,sessiz,depresif ve pasif bir adam.Hatta kitabın bir yerinde Milena ondan şu sözlerle bahsediyor:“Bir keresinde ona telgraf çektim, telefon ettim,yazdım,bir günlüğüne bana gelmesi için Tanrı aşkına yalvardım.O sırada buna çok ihtiyacım vardı.Ona kıyasıya lanetler okudum.Geceler boyunca uyuyamadı,kendisine eziyet etti,kendini tüketesiye mektuplar yazdı ama gelmedi.Niçin?İzin isteyemedi.Müdürüne,çok hızlı daktilo yazdığı için derin bir hayranlık duyduğu o müdüre,benim yanıma geleceğini söyleyemedi. Başka bir şey de söyleyemedi-korkunç bir mektup daha geldi-ne yapacaktı?Yalan mı söyleyecekti?Mümkün değildi.” Burada Franz’ın kişiliğini çok yakından