Yelda KUŞCU KILIÇARSLAN

Yelda KUŞCU KILIÇARSLAN
@yakamoz71
Kendini tanı,dönüştür hayatın değişsin ! Kalem sende hikayeni yaz#Kendineİnan Yaşamak, kendi kendini adam etmektir. Zeka ve bilgiyi kullanarak etinden kemiğinden kendi heykelini yapmaktır. .. yeldateacher.blogspot.com/?m=1
Uzman Öğretmen/Okul öncesi öğretmeni/Destek Odası Eğitmeni /Scientix Ambassador/Twenner/Yazar /Okur/Bilim Uzmanı/Blog Yazarı /Daimi Öğrenci/Anne
Lisans/Yüksek Lisans
Çorum
76 okur puanı
Ağustos 2018 tarihinde katıldı
Bir yıldız kaydı gökyüzünden ...
BİR YILDIZ KAYDI GÖKYÜZÜNDEN Çok kıymetli sevgili Vahap Bellibaş’ın Aziz Hatırasına... ​İçimde tarif etmekte zorlandığım, kelimelerin bile eğilip büküldüğü derin bir sızı var bugün. Hani bazı insanlar vardır; varlığıyla dünyaya zarafet, neşe ve umut taşırlar. Onlar göçüp gittiğinde sadece bir hayat son bulmaz, sanki dünyanın bir rengi, gökyüzünün bir feneri eksilir. İşte bu dünyadan öyle bir insan, bir asil beyefendi, bir çocuk dostu geçti.Emekli öğretmen ve duayen izci liderimiz Vahap Bellibaş... ​Kimbilir kaç çocuğun çocukluğu, kaç gencin geleceğe bakan pusulası oldu? Kaç yüreğe dokundu, kaç ömre unutmaları mümkün olmayan güzellikler fısıldadı? Bugün onun gidişiyle kaç yüreğin canı acıdı, tahmin etmek zor. Ama bildiğim bir şey var ki; onu tanıma şerefine erişen herkes, heybesinde onun o kocaman ve şefkatli kalbinden bir parça taşıyor artık. ​Ben onu, o unutulmaz Erzurum Keyifli Okul Atölyem (KOA) kampımızda tanıma şerefine ulaştım. Kampın o kendine has telaşı ve coşkusu içinde, koca yaşına rağmen bitmek tükenmek bilmeyen enerjisiyle hepimizin neşe kaynağı olmuştu. Karşımızda duran sadece bir izci lideri ya da emekli bir öğretmen değil; çocukla çocuk olan, çocuk gibi oynayan, oynatan, şarkılarıyla ve marşlarıyla tüm ortama hayat veren canlı bir çınardı. Yaşı ne olursa olsun, ruhu her daim bir yavrukurtun heyecanını taşıyordu.✌️ ​Gittiği her yeri, şahit olduğu her güzel anı not defterine kaydederdi. Sanki hayata ve insana dair hiçbir güzelliği kaçırmak istemez gibi, her anı ölümsüzleştirirdi. Tahminim o deftere sadece notlar değil; nezaket, saygı, sevgi ve naiflik de işlenirdi ilmek ilmek. Öyle içten, öyle mütevazı öyle candı ki... Sosyal medyada paylaştığım her gönderime , attığım her storiye o kadar güzel, o kadar kalpten yorumlar yapardı ki, onun o zarif
Duygu ve Düşünce
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Saat Zamanı Gösterir, Zaman Kimin Ne Olduğunu
Duvara asılı bir saat düşünün... Her gün aynı şeyi yapar. Tik tak... Tik tak... Kimseye kızmaz, kimseyi yargılamaz, kimseyi övmez. Sadece zamanı gösterir. Ama zaman öyle midir? Zaman sadece geçmez. Aynı zamanda insanların içini de ortaya çıkarır. Bir insanın gerçek yüzünü çoğu zaman ilk tanıştığınız gün değil, yıllar sonra görürsünüz. Çünkü bazı şeyleri sözler değil, zaman ispatlar. Vefa gibi... İnsanlık gibi... Dostluk gibi... Kardeşlik gibi .. Birlikte gülmek kolaydır. İyi günlerde herkes yanınızdadır. Asıl mesele, hayatın zor virajlarında kimin elinizi bırakmadığıdır. Yıllar geçtikçe insan şunu fark ediyor. Hayatta en değerli şeyin para olmadığını... En değerli şeyin makam olmadığını... En değerli şeyin biriktirdiğimiz insanlar olduğunu... Bugün etrafımıza baktığımızda ne kadar üzücü manzaralar görüyoruz. Bir tarla için yıllarca konuşmayan kardeşler... Bir ev yüzünden birbirine yabancılaşan aileler... Miras davası uğruna çocukluk anılarını tek kalemde silen insanlar... Oysa hayatın sonuna gelindiğinde kimse bankadaki hesabını hatırlamıyor. Ama bir kardeşin omzuna başını koyup ağlayabildiği günleri hatırlıyor. Bir dostun zor zamanda ettiği telefonu hatırlıyor. Bir "Yanındayım." cümlesini hatırlıyor. Ne garip değil mi? Kimse kaç metrekare evde yaşadığını hatırlamıyor. Ama bayram sabahları kalabalık sofralarda edilen kahkahaları hatırlıyor. Kimse aldığı arabaların markasını hatırlamıyor. Ama babasının direksiyon başında anlattığı hikâyeleri hatırlıyor.
Duygu ve Düşünce
Yaşamak şakaya gelmez
"Yaşamak şakaya gelmez, büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın bir sincap gibi mesela..." diyerek bize hayatı, sevmeyi ve umudu en yalın haliyle öğreten büyük usta Nazım Hikmet, tam 63 yıl önce bugün aramızdan ayrıldı. ​Fikirleriyle, memleket sevdasıyla ve eskimeyen dizeleriyle yüreklere dokunmaya devam ediyor. İyi ki geçtin bu dünyadan mavi gözlü dev... 💙
Hayat boşluk sevmez ..
İçindeki boşlukları sen yeni kararlarla ve dönüşümle doldurmazsan, hayat onları kendi zalim senaryolarıyla doldurur. Kaçtığın her gerçek, hayatını biraz daha zorlaştırır. Başımıza gelen hiçbir şey tesadüf değil; hepsi bizi kendi kaynağımıza, asıl sorunumuza götürmek isteyen birer rehber gibi ..Yaşadığın acılar , krizler, aslında bu dünyaya ve kendine olan bakışını sonsuza dek değiştirmen için bir kırılma noktasıdır. ​Stefano D’Anna’nın Tanrılar Okulu kitabını okurken tam da bu felsefeye paralel, okuduğumda zihnimde "Evet, kesinlikle böyle!" dedirten sarsıcı bir düşünceye denk gelmiştim. Kitap, dışarıda gördüğümüz her şeyin iç dünyamızın bir yansıması olduğunu ve biz kendimizi değiştirmedikçe hayatın bizi öğretene kadar sarsmaya devam edeceğini anlatıyordu. ​Hayat, kendi içimizde bıraktığımız hiçbir boşluğu cezasız bırakmaz. Eğer biz kendimizi yenilemek, düşüncelerimizi ve adımlarımızı değiştirmek için o boşlukları cesaretle doldurmazsak; yaşam onları kendi sert kurallarıyla doldurur.Bu kural şaşmaz . ​Görmezden geldiğimiz her yara, zamanla ruhumuzda daha derin bir sızıya dönüşür ve kaçtığımız hayat, bir süre sonra ağır bir yük haline gelir. Emin olun karşımıza çıkan her engel bizi yıkmak için değil, bu kısırdöngünün asıl nedenini bize göstermek ve bizi özümüze döndürmek için var. Yaşadığımız her şey, günün birinde bu dünyaya ve kendimize olan bakışımızı kökten değiştirebilmemiz için tasarlanmış birer aynadır. ​İnsanoğlunun en büyük konfor alanı suçlayacak birini ya da bir şeyi mutlaka bulabilmesi. Hava kapalıdır, modumuz düşer; suçlu Merkür retrosudur. İşler yolunda gitmez; suçlu arkadaşımızdır. İlişki yürümez; karşı taraf zaten toksiktir, bencildir ya da hatalıdır. Bu suçlama döngüsü o kadar tatlı, o kadar zahmetsiz bir afyon ki...patlat gitsin🤭 Çünkü
Duygu ve Düşünce
Herkesin hikayesi ayrı..
Herkesin hikayesi ayrı, herkesin ayrılığı başka, herkesin özlediği başka, aradığı başka, bulduğu bambaşka… ​Şöyle arkaya yaslanıp bu cümleyi bir iki saniye sindirmeyi denediğinizde, içinizde bir yerlerde bir tel titriyor, değil mi? İnsanda hafif bir "Ben bunu niye daha önce böyle kelimeye dökemedim, ne kadar hoş ve yalın bir düşünce" hissi uyandırıyor. Haklısınız, çünkü bazen en büyük hakikatler, en cafcaflı felsefe kitaplarında değil, hayatın tam kalbinden süzülen böyle duru cümlelerde saklıdır. ​Gelin, bugün kahvelerimizi tazeleyelim ve bu cümlenin bizim için açtığı o kocaman kapıdan içeri birlikte girelim. Biraz dertleşelim, biraz gülümseyelim ama en çok da kendimize dışarıdan bakmayı deneyelim. ​Herkes kendi sahnesinin başrolünde aslında.. ​Şu hayatta hepimiz muazzam bir bütçe ve prodüksiyonla çekilen, ama vizyona sadece tek bir kişinin girdiği o tuhaf filmlerin başrolündeyiz. Yan roller, figüranlar, arada dekoru,figüranı değişenler gelip geçiyor hayatımızdan ama senaryo tamamen bize ait. ​Peki hikayelerimiz neden ayrı? Çünkü hiçbirimizin parmak izi birbirine benzemediği gibi, kalbimize batan iğnelerin yerleri de benzemiyor. Aynı otobüse biniyoruz, aynı yağmurda ıslanıyoruz, belki aynı şarkıyı dinliyoruz ama birimiz o şarkıda çocukluğunu özlüyor, diğerimiz biten bir dostluğu. ​ ​Edebi bir melankoliye bağlayıp içimizi karartmak istemem ama kabul edelim arkadaşlar . Ayrılık da özlem de terzi işidir, tam üzerinize göre dikilir. ​Birinin "ayrılık" dediği şey, üç yıllık sevgilisinden kalan boş bir çerçevedir; bir diğerinin ayrılığı ise doğup büyüdüğü şehre arabanın penceresinden son kez uzun uzun bakmaktır. ​Belki de bazen özlediğimiz şey bir insan bile değildir. Mesela on beşli yaşlardaki o tasasız uyku düzenimiz, ya da her şeyin bu kadar hızlı tüketilmediği o eski
Duygu ve Düşünce